Yazar, Maraş'taki çocuk cinayeti olayını somut örnek alarak, eğitim-adalet-din kurumlarındaki başarısızlığın aslında derinse politikleştirilmesi ve siyasi çıkarlara kurban edilmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Daha çok cezaevlendirilme, daha çok polis kuşatması, daha çok nutuk—ama kaynağında ekonomik çöküntü, aile dağılması, dijital kirlilik ve kurumsal ahlak krizi yatarken, sistem sorumluluğu almaktan kaçındığını vurgulamaktadır. Peki bu üç kuruma emanet edilen 18 milyon çocuğun güvenliğini sağlayan, siyaset üstü bir stratejik dönüşüm neden 23 yıldır başlamadı?
Bugüne kadar birkaç yazımda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Eğitimde – kültürde başarılı olamadık" dediği her seferde "Daha kaç yıl lâzım eğitimi düzeltmek için" diye sormuşumdur
Hadi yine sorayım: Daha kaç yıl lâzım okullardan böyle silah seslerinin, öğretmen cinayetleri hele en son Maraş'ta benim memleketimde yaşanan, daha doğrusu 11 yaşındaki, 5'inci sınıftaki çocukların üzerine yine aynı okuldaki bir öğrencinin kurşunlar boşalttığı, kana bulanmış yerlerden masum canların toplandığı, çocukların üzerine kapanan bir öğretmenin cansız bedeninin kaldırıldığı haberlerin gelmediği kaç yıl lâzım
"Acının siyaseti olmaz."
Olmasın, ama çocuklarının cansız bedenine sarılan annelerin seslerini duyuracağı bir makam bulunmalı değil mi O makam siyaset dışı bir şey mi
Muhalefet partilerine operasyon ardına operasyon düzenleyen yapı ile bu eğitim hayatını yönlendiren yapı aynı bedenin parçası değil mi
Şu Maraş olayında can veren yavrularla çocukların üzerine şarjörler boşaltan "Çocuk" aynı eğitim sürecine girenlerin birilerinin kafayı sıyırdığı diğer birilerinin de kafayı sıyıranların kurbanı olduğu bir durumu yansıtmıyor mu
Vahşi bir cinayet işlendi, ülkenin ana sorunu güncellendi. Aslında sorun derinde akıp duruyor. Orada bir canavar var ve zaman zaman başını gösteriyor. Ülke olarak panikliyoruz, sonra uyuma – unutma tesellisi.
"Yeni nesil çeteler"imiz var. Baygaralar, yok bilmem neler. Çete adına cinayet işlemiş genç, fukaralıktan canı çıkmış evine – annesine – babasına üç – beş kuruş gönderiyor, anne – baba bu paranın nereden geldiğini soramıyor.
Cezaevlerinde 4 bini aşkın "suçlu" çocuk var. Ahmet Minguzi'yi, Atakan'ı hayatının baharında dünyadan koparanlar dahil. Şimdilerde çocuk suçluları çocuk kapsamından çıkarabilmek için çalışıyor Adalet Bakanlığı... Daha çok suçlu çocuğu daha uzun süre cezaevinde tutarsak daha az suç işlenir varsayımı. "Daha çok suçlu çocuk olmasın" diye düşününce belli ki şu Milli Eğitimi bir başka hale yola koymak lazım. O da 23 yıldır olmuyor, aksine suçlu çocuk sayısı artıyor.
Uzun zamandır tanıdığım bir esnafla konuşuyorum. Yaşı benim yaşıma yakın. Dindar bir insan. Camiler, Kur'an Kursları yaptırıyor. Şunu söyledi:
-Bu memleketin üç sorunu var. Milli Eğitim, Adalet, Diyanet.
Şaşırdınız mı Eminim bu zat oyunu iktidar partilerine veriyordur. Yarın da vereceğini tahmin ediyorum. Ama bu söz bu siyasi kadronun iktidarda bulunduğu 23 yılın ardından söylüyor.
İşte o zaman "Daha kaç yıl sonra çözeceksiniz" sorusu geliyor gündeme. İşte gördük, Milli Eğitim Bakanı muhalefetle polemik savaşı yapıyor. Sanki muhalif anne – babaların çocuklarının sorumluluğu ona ait değil. Can güvenliği talebiyle, en azından "Böyle bir endişemiz var, çocukları koruyamıyoruz, kendimizi koruyamıyoruz" çığlığı atmak için Ankara'da toplanan binlerce öğretmeni, farklı bir sendikaya bağlılar diye duymak – dinlemek istemeyen, üstelik polis ablukasına maruz kalmaların seyreden bir Milli Eğitim Bakanı. Sayın Cumhurbaşkanı "Bu öğretmenleri dinleyin, kim olurlarsa olsunlar" diyemez mi, İçişleri Bakanı, polisi öğretmen kuşatan bir rolde bulundurmaktan kaçınamaz mı
İşte oralarda siyaset var ve "ACI" dediğimiz olaylar o siyasetin içinden fışkırıyor.
Azıcık aklını kullananlar, çocukları bile içine alan bu cinayet dalgasının çok boyutlu olduğunu biliyorlar. Her gün biraz daha dibe vuran ekonomi var bunun içinde, gençleri kapsayan "geleceğe umutsuzluk"

4