Gazetecilik fıtrat işi, hele de muhabirlik. Mayıs gelince insanlara bir şeyler olur. Bana da olur istemeden, "Mayıs Ayı Şarkısı"nı mırıldanırım sabahtan akşama. Elbette yazı günüme de denk gelir bu araz.
"Pişmaniyesiz bir mayıs" (10.05.2026) başlıklı yazımı yazarken yine öyle oldu. Yazıya "Eşek, kral ve ben..." diye başladım.
Ve düzeltme servisimizin çaldırdığı cep telefonumun eşliğinde haziran gelmeden bitirdim.
***
Mayıs bitiyor.
"Eşek, kral ve ben"in serüveni bitmek bilmiyor.
Üstelik bu mayıs en uzatmalı mayıs.
Tam beş tane pazar günü var.
Bunlara ek Tayyip Bey'imizin ikramı "dokuz günlük Kurban tatili" var.
***
Bu mayıs da dilimdeki "şarkısı" ile birlikte bitecek. Kafiyeli diye hüzün hep güzün olacak değil ya.
Sesi kısılmış TV ekranı karşısında evvel zaman mayıs yazılarımı karıştırıyorum.
Gözüm alt yazılara takılıyor:
"Butlan kararı çıktı."
Ne yazık ki pazar değil. "Kına fiyatları patlayabilir" diye bir yazı yazamam.
***
Bilgisayar kucağımda, Cumhuriyet.com. tr sayfası açık. Mayıs yazılarını kaydırmaya devam.
22 Mayıs 2016 tarihli yazı açık.
Yani günü gününe tam on yıl önce.
Bu yazıya nispet edercesine yazının başlığı: "Lafın tamamı aptala söylenir"
Buyurunuz.
***
Tayyip Erdoğan'a kızıp Kemal Kılıçdaroğlu'nu döven dövene! Bu, büyük bir haksızlık. "Vermeyince mabut, ne yapsın Mahmut!"
Liderlik denen şey, fıtratta var ise var.
Sonradan kazanılamıyor. Yaparak belki biraz gelişebiliyor ki Allah'ı var, Kemal Bey de kendisini altı yılda epey geliştirdi. Zaten "Lider olacağım" diye de üstünü başını yırtarak oraya tırmanmış değildi. Rüzgâr esti. Zamanın ruhu destek oldu. Ve oldu!
***
Kusur da marifet de Kemal Bey'i oraya getiren rüzgârın! (Ve mesela Bahçeli'yi hâlâ orada tutan zamanın ruhunun!) Bahar'a maruz kalan-bırakılan ülkelerde halk, mezhep ve ırk ekseninde çatışmaya, cepheleşmeye sürüklenmişti. Bunun tek istisnası yok.
Erdoğan'a yer açanlar, onu milletvekili bile değilken Beyaz Saray'da ağırlamışlardı. Bunu "damardan bir Sünni" olduğu ve "Sünniciliğe" fazlasıyla teşne olacağını tahmin ettikleri için yaptılar. Ayrıca Türkiye'den başka, Ortadoğu için de biçilmiş kaftandı. Nitekim o da bunu hissettirmiş olacak ki yıllarca "Ben BOP'un eşbaşkanıyım!" diye şişindi durdu. Cepheleşme için keskinlik gerekiyordu. Kemal Bey, laik devletin yetiştirdiği makul, dürüst ve yetenekli bir bürokrattı. Ama Tuncelili idi. CHP ve laik devlet geleneğinde mezhep lafı etmek âdetten değildi. Ama Erdoğan ne laikti ne de CHP'li. "Küresel üst akıl"ın beklentisine uygun olarak "Aleviliği"ni açıkça kullanmaya, ilan etmeye yöneldi.

12