Açılım deyip geçilmez!

Aydınlıktan çoktan vazgeçtik. Ampul artık karanlık saçıyor, hem de iç karartıyor. Psikiyatrik ilaç kullanımındaki patlama bunun kanıtı. Dua etsinler de avukatlık yapan emekli bir cerbezeli savcı çıkmasın. Edison'un varislerini bulup da "Dedemizin itibarını beş paralık ettiniz!" diye çok yüklü bir tazminat davası falan açmasın.

İktidarımız dünyaya hiç yoktan gündem olur.

Türkiye'nin aydınlığa, ışığa ihtiyacı var.

Aziz milletimiz artık itibar stoklamak istemiyor. İtibarın karın doyurmadığını yaşayarak, gözleyerek iyece anladı. Bu acı gerçek yarın bir kez daha test edilecek.

Partili cumhurbaşkanımız elli elli beş saatliğine Brezilya'ya gidiyor. G20 grubu ülkelerinin liderler zirvesi var. Brezilya denince bizde kuru ekmeğe talim edenlerin aklına bezelye geliyor olabilir, tuzu kuruların ise muhakkak Rio karnavalı. "Dünyanın en çılgını" diye tanınan karnaval. Liderler bu toplantılara genellikle eşleri ile geldikleri için G20 zirvesi, "tedbiren" hep olduğu gibi geçtiğimiz şubatın ilk yarısında yapıldı ve bitti.

Geçen ay gezisine makam tayyareleri hangarda pas tutmasın, pilotlar da hamlamasın diye olmalı, ABD gezisine zırhlı makam aracı taşıyan jumbo bir kargo uçağı da dahil edilerek düğün konvoyu halinde gidilmişti.

Bendeniz yeni öğrendim. Brezilya bir kardeşlik yapmış, uzun süredir Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Üç ay sorgusuz sualsiz ülkede kalınabiliyor.

Vizesizlik büyük ayrıcalık. Yunanistan'ın Ege'deki üç beş adaya, bir sürü resmi belge, banka hesabı, kontrat vs. kök söktürerek iki üç günlüğüne verdiği vizeyi Brezilya aralıksız üç ay için veriyor.

Bizim yerli ve milli göbek havalarımızla, yoksa horon ve çiftetelli ile Karnaval dansları arasında acaba bir akrabalık mı saptanmış ki bu "kıyağı" yapmışlar.

Ağzı var dili yok, iyi aile çocuğu meslektaşlarımız oralara gitmişken hiç değilse bari bunu araştırıp yazsalar.

AÇILIM VE MAZİSİ

Okyanus ötesinden haber almak da haber vermek de her zaman ilginç bir deneyimdir.

Tam yirmi yıl önce 2004'ün yılbaşı dönemi idi. Pasifik'te bir ada devleti olan Haiti'de halk isyan etmiş ve cumhurbaşkanı da ülkeyi terk etmişti. Bizim gazetelerin kısa haber özetlerinde dört beş satırla yansıttığı bu olayı Avrupa sermayesinin önde gelen gazetesi Financial Times şöyle yansıtmıştı.

"Haiti'deki olaylar Amerikan yönetiminin keyfine göre biçimlendirilerek dünyaya yansıtılıyor. Tıpkı, Irak'a saldırının bahanesi olan 'Saddam'ın kimyasal - kitlesel imha silahları var' iddiası gibi..."

Saddam elbette halkına bela bir diktatördü. Ama Haiti Cumhurbaşkanı Aristide'in ne öyle ölümcül silahları vardı ne de affedilmez günahları. 2000 yılında dürüst ve demokratik bir seçimle işbaşına gelmişti. Ama ABD onu demokrasiye ihanet eden bir lider gibi sunmuştu. Bir kısım Avrupa basını ise Irak'ta ağzı yandığı için Haiti olayını üfleyerek izliyordu.

Dönemin Bush yönetiminin ise yeni bir Fidel Castro olarak gördüğü Aristide'i devirmek için uzun zamandan beri çaba harcadığı biliniyordu. ABD bu ülkeye 1993'te 20 bin asker çıkartmış, iktidarı değiştirmişti. Ama Başkan