İki ay önce, aynı yazının bir nüshası da Dil Kurumu›nun dilbilgisi bölümü başkanı Ahmet Cevat Emre›ye gönderilmiş ve o da baştan savma bir inceleme sonucunda bunun ispatsız ve değersiz olduğunu söyleyerek reddetmişti. Atatürk ise çok etkilendi. Bunun sebebi kısmen, Atatürk'ün Emre ile müzakere ettikten sonra mektubun reddinin, Emre'nin Kvergić'i kendine gizli bir rakip olarak gördüğünden kaynaklandığı şüphesidir. "Bana" demiştir Mustafa Kemal, "psikolojik çözümlemeler önemli görünüyor." O, ilkel insanın kendini 'Aa!' ya da 'Oo' gibi ünlemlerle dışa vurabileceğini ve dilin bu türden ses çıkarmalarla meydana gelmiş olabileceğini düşünmektedir. Yazıyı Dil Kurumu'nun genel sekreteri İbrahim Necmi Dilmen'e verir ve şöyle der: "Önemli görünüyor; dikkatlice incelensin." Dilmen Hasan Reşit Tankut, Naim Hâzım Onat ve yazı hakkında psikolojik çözümlemelerde fayda gören Abdülkadir İnan ile görüşür (Emre 1960: 342-6).
Atatürk'ün bu isimler ve Kurum kadrosunun diğer üyeleri tarafından yardım gören sonraki yoğun çalışmalarının sonucu, dilin başlangıcını ilkel adamın güneşe bakıp 'Aa!' dediği anda bulduğunu iddia eden Güneş-Dil Teorisi olmuştur. Bu teori, dilin gelişimiyle değil, sadece başlangıcıyla ilgili olduğundan, insanoğlunun bu en eski 'Aa!'dan nasıl 'sadakat, umut ve hayırseverlik, bu üç şey' yüceliğine veya Virgil'in 'sunt lacrimae rerum'una veya en azından 'hadi parkta yürüyüş yapalım' gibi alelade bir ifadeye ulaştığının açıklanması ihmal edilmiş diye kusurlu bulunamaz.
Şimdi uygulanması hususunda bir dizi kuralla beraber gelen bu teorinin kısa bir özetini vereceğiz. Buna göre, bu 'Aa', Türkçe yazımıyla ağ, Türkçe'nin birinci dereceden köküydü. Asıl anlamı güneş, sonra güneş ışığı, sıcaklık, ateş, yükseklik, büyüklük, güç, Tanrı, efendi, hareket, zaman, uzaklık, hayat, renk, su, yeryüzü, ses idi. İnsanın ses mekanizmaları geliştikçe diğer sesli ve sessiz harfler de herbiri kendine mahsus anlam tonuyla birlikte kullanılabilir hale geldi. En eski ünlem bağırılarak ifade edildiğinden ve açıkça görüleceği gibi bağırmaya bir sessizdense bir sesliyle başlamak daha kolay olduğundan, şimdi bir sessizle başlayan herhangi bir sözcük, aşınmış olduğu için başlangıçta bir sesliyle başlıyor olmalıdır. Örneğin; yağmur, çamur ve hamur sözcükleri ağmur (akan su) sözcüğünden oluşmuştur. Bu sözcüklerden önce gelenlerse sırasıyla ay (yüksek), aç (yeryüzü) ve ah (yiyecek) sözcüklerdir. Okuyucuyu, bu son dört 'Türkçe' kelimeyi sözlükte arayarak zaman harcamaması hususunda uyarmalıyım.
Teorinin gizli bir habercisi Dilmen'in Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu'na yazdığı önsözde bulunmaktadır. Dilmen, Türkçe olmayan diller diye isimlendirilen dillerin aynı derecede Türkçe kökenli olduğunun her geçen gün daha çok kesinlik kazandığını belirttikten sonra, "bu söz ettiğimiz hakikatin çok yakında kendini bir güneş parlaklığıyla ortaya koyacağına hiç şüphe yoktur," demektedir. 'Güneş-Dil Teorisinin Esaslarına Kısa bir Bakış'ı adlı yazının bu teoriden "Türk jenisi'nin (Türk dehası) bir ürünü olarak bahseden isimsiz yazarı ise, teorinin kaynağını sezdirmektedir.
1936'daki Üçüncü Kurultay Heyd'in (1954: 34) takdire değer bir ihtiyatla "bu insanı hayrete düşüren teori"

26