"Trajik Başarı-Türk Dil Reformu" üzerine notlar (13)

Türk Dil Kurumu'nun tamamlayıcı etimoloji yaklaştırması, bilimsel kanıt mı yoksa ideolojik ihtiyaç mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Türk Dil Kurumu'nun yabancı kökenli kelimelere Türkçe asıllar bulma çabalarını, Atatürk döneminde yaşanan somut bir anekdot üzerinden anlatmaktadır. Yazar, bu yaklaştırmacılığı saçma bulup da Atatürk'ün onayladığını göstererek, dil politikasının tamamen ideolojik temellere dayandığını ima ediyor. Ancak dilsel milliyetçiliğin halk tarafından kabul görmesi, gerçekçi olmayan etimolojilerin de işlevsel olabileceğini göstermemesi mi?

Atay bizim, yerli karşılığı bulunamayan bir sözcüğün yabancı olduğunun kabul edilmesinden kaçınılırken kullanılan yöntemi anlamamızı sağlar. Sözlük Komisyonu'nda hüküm [A] sözcüğünün yerine kullanılacak muhtemel sözcükler için yapılan tartışmayı şöyle anlatmaktadır:

Sağımda Naim Hâzim Hoca, solumda Yusuf Ziya oturuyordu. 'Bunun karşılığı yoktur, koruyalım,' dedim. İkisi birden 'İmkânsız!' dediler. Sağıma döndüm ve 'Profesör, Arapça'nın aslının Türkçe olduğunu siz söylüyorsunuz. Kuran'dan aldığımız her kelimenin aslen Türkçe olduğunu siz iddia ediyorsunuz,' dedim. Sonra soluma döndüm. 'Ve siz profesör, bütün dillerin Türkçe'den türediğini ileri sürüyorsunuz. Fransızca chambre kelimesinin oda kelimesinden türediğini göstermek için her yola başvurdunuz. Fakat iş hüküm gibi köy dilinin bile parçası olmuş bir kelimeye gelince ikiniz de ayak diriyorsunuz.' Dağıldıktan sonra dostum Abdülkadir yanıma geldi. Kendisi bir defa demişti ki: 'Ben Asya Türklerinin çoğunun lehçelerini biliyorum. Sizin ve Yakup Kadri gibilerin lehçesini de anlıyorum. Benim aklımın ermediği bir lehçe varsa, o da Türk Dil Kurumu'nun lehçesi!' Dolmabahçe Sarayı'nın üst holünde: 'Görüyorum ki, pek sıkılıyorsunuz,' dedi. 'Siz bana güçlük çektiğiniz kelimeleri söyleyiniz. Ben onlara Türkçe kökenler bulabilirim,' dedi. "İşte 'hüküm' kelimesi," dedim. 'Endişe etmeyiniz. Yarın hüküm'ü Türkçe yapacağız,' dedi. Ertesi gün bazı lehçelerde "ök"ün "akıl" mânasına geldiğine, bunun bir takım lehçelerde "uk" şeklini aldığına dair vesikalar getirdi. Ben kendim de Yakutçada "-üm" eki ile kelime yapılabildiğini keşfettim. Gerisi kolaydı: "ük" artı "üm" zamanla "hüküm" olmuştu. Toplantı açılınca ben: 'Hüküm kelimesi türkçedir,' dedim ve öğrendiğim her şeyi aktardım. Bu iki profesörü sessizliğe gark etti. "Uydurma" demiyeyim de "yakıştırmacılık" ilminin temelini atmıştık.