Toroslarda küçük bir ev

İşte biz bu koşuşturmaca içinde hem mekân değiştirdik hem sosyal çevre... Ustaların hepsiyle ahbap olduk. (Bu kelime de ürkütür oldu artık ama...) Şimdi sık sık telefonlaşıp hâl-hatır sorarız birbirimize. Tabiî insanlar. İşleri güçleri ile meşgûller ve mutlular. İş bulma sıkıntıları yok, havada kapılıyorlar. Kazançları da iyi. Kullandığı malzemenin iki-üç katı kazanıyorlar. Emek piyasası çok yükselmiş.

Küçük kulübemiz bitti. Burası dedemin, babamın köyü. Dedemden kalan küçük bir arâzi üzerindeyiz. Önümüzdeki sene ceviz, kiraz, elma, erik, şeftâli dikmeyi düşünüyoruz. Köyümüzde kivi de gâyet güzel oldu. Belki onu da dikeriz.

Akdeniz sahilleri bu mevsimde yanar. Bizim köy Toroslar'a doğru 39 kilometre. Sâdece bu kadar mesâfede bile geceleri üşüyoruz. Güneş batar batmaz tatlı bir serinlik başlıyor. Akşam namazına doğru hafif üşümeye başlıyorsunuz. Ama rahatsız etmeyen tatlı bir üşüme bu.

Gece adamakıllı üşüyoruz. Bizim buralarda bu mevsimde üşümek nîmet sayılır. Yaylalardan sâhile telefon eden birisi sâhildeki dostunu çatlatmak için "Çift yorganla yatıyoruz arkadaş!" demeyi çok sever. Biz de dost ve akrabalarımızı birkaç gündür bu şekilde "çatlatmaya" başladık.

Biraz önce bir köylümüz arabasıyla evin önünden geçerken durdu, "Kar ister misiniz" dedi. Karlığa gitmişler, dönüyorlar. Âdettendir, karlıktan kar getiren kişi karı dağıtarak gider. Biz de küçük bir leğen kar aldık. Köy yapımı vişne suyu ile karıştırıp içtik. Evi yapan çatı ustası çıkageldi, ona da ikrâm ettik. Karın fazlasını köy muhtarı emmioğluna gönderdik.