Birbirine güvenen ve iyi yolda yardımlaşan insanlar olmamızı emir, teşvik ve tavsiye eden birkaç hadîs-i şerif:
"Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünyâ ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur."
"Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mümin ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emin oldukları kişidir."
"Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur."
"Allah Teâlâ (kıyâmet günü) şöyle buyurur: 'Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler! Gölgem dışında hiçbir gölgenin olmadığı böyle bir günde onları kendi gölgemde gölgelendireceğim."
"Bizi aldatan, bizden değildir."
"Komşusunun, kendisine kötülük yapabileceği kaygısından kurtulamadığı kimse cennete giremez."
Hadîs-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi insan güvendiği insanlar arasında, güvenli bir vasatta yaşamak istiyor. Bu, en temel fıtrî ihtiyaçlarımızdan birisi. Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbirlerine güven vermelerini, güvenmelerini ve yardımlaşmalarını istiyor.
İşte bu fıtrî yönelişlerle dostlar ediniyoruz, birtakım dernek, vakıf ve sosyal-siyâsî-kültürel gruplara giriyoruz. Fıtrattan gelen bir rüzgârla sonsuz bir güvenle daldığımız ve hayâtımızı adadığımız bu gruplar ilelebet bu şekilde gitmeyebiliyor. Gün geliyor grup öyle bir yere savruluyor ki dünyânız yıkılıyor. Bütün dünyâ bu yanlışa düşse benim grubum düşmez dediğiniz bir hususta hayâl kırıklığı yaşayabiliyorsunuz. O zaman ister istemez kaseti başa sarıp "Ben/biz nerede hatâ yaptım/yaptık" diye düşünmeye başlıyorsunuz. Nazan Bekiroğlu'nun dediği gibi:

30