Bıçaktaki öğretmen kanı
AHMET TALİB ÇELEN
"İstanbul'da lise öğrencisi tarafından bıçaklı saldırıya uğrayan biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti."
İşte 44 yıllık bir hayâtın bitişi bu kadarcık bir cümleye sığıveriyor. Allah rahmet eylesin.
Ben de 34 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuş bir öğretmenim. Neler gördük geçirdik… Mesleğimi bir ekmek teknesinden çok ideallerimi yaşayıp yaşatabileceğim bir imkân olarak gören bir öğretmen olarak geri dönüp baktığımda beni bu güzel meslekten soğutan en mühim unsurlardan birisinin "okumak istemeyen talebe" olduğunu söyleyebilirim. Günümüz şartlarında böyle bir talebenin karşısında çâresizdir öğretmen. Hele idealist bir öğretmenseniz işiniz daha da zordur. Dövemezsin, sövemezsin, kovamazsın… Hattâ kaşını bile çatamaz, yüzünü bile ekşitemezsin. Kaş çattığı için, bir miktar öfkesini belli ettiği için velî tarafından uyarılan, şikâyet edilen arkadaşımızı biliyorum. Bu kadarcık bir şeyden dolayı çocuğun psikolojisi bozulmuş… Sanki öğretmen insan değildir, onun da dertleri, sıkıntıları, öfkeleri olamaz. Öğretmen elbette sabırlı olmalıdır; sabır mesleğidir öğretmenlik. Ama ondan sâdece gülen ve onaylayan bir robot olmasını beklemek haksızlıktır. Üstelik hep gülmek ve onaylamak pedagojik bakımdan mutlak olarak müspet değildir. Çocuğun sağlıklı yetişmesi için yanlışlarının da söylenmesi ve bir şekilde kendisine gösterilmesi şarttır. Velhasıl bir orta noktada buluşamıyoruz. Hepimiz, herkes uçlarda dolaşıyor. Bu şekilde elimizde ürkütücü denebilecek miktarda psikolojisi bozuk bir kitle kalıyor. Bunun üzerinde fevkalâde bir ciddiyetle durmak şarttır. Değilse işler daha kötüye gidiyor.
En başta, okumak istemeyen talebeleri de sınıflarda tutmak zorunda bırakan on iki yıl mecbûrî eğitim kalkmalıdır. O okumak istemeyen talebelerle ders yapmanın nasıl bir işkence olduğunu öğretmen olmayanlar bilmez. Üstelik zarar sâdece öğretmene değildir; okumak isteyen öğrencinin de zararınadır bu sistem. Bir sınıfı ifsât etmeye bir tek okumak istemeyen öğrenci yeter. Bir de bunlardan 5-10 tâne olduğunu düşünürseniz sınıfların vaziyetini hayâl edebilirsiniz.
Bir de psikolojik rahatsızlığı tespit edilen talebe bekletilmeden, derhal tedâviye ve rehabilite kurumlarına gönderilmelidir. Okullar tedâvi yeri değildir. Sancıların tamâmına yakını böyle tiplerden kaynaklanmaktadır.
Elbette öğretmenlerin de psikolojik problemleri olmamalıdır. Öğretmen atamalarında bu husus üzerinde titizlikle durulmalıdır. Öğretmen seçiminde îman ve ahlâk baraj olmalıdır. Bu barajı geçenler arasında yapılacak meslek imtihânı ile yeni öğretmen alınmalıdır.
Öğretmen bıçaklanması yeni bir vak'a değil. Arif Nihat Asya'nın yıllar evvel yazdığı bir yazı sanki bugün yazılmış gibi tâzedir. Şâir-yazarımız taa o zamanlarda öğretmenini bıçaklayarak yaralamış bir talebeye hitâben yazmış. Her cümlesi kurşun gibi. O yazıyı paylaşmak istiyorum:
BİR KAHRAMANA DESTANDIR
Tebrik ederim seni… Öğretmenini yaralamışsın. Ölürse mezar taşı; ölmezse başında, boynunda, omuzunda üç yarası senin eserin olarak kalır.
Ne keskin bıçağın varmış ki Adana'nın yüzleri ve memleketin binleri aşan öğretmenleri bu sabah başlarında, boyunlarında, omuzlarında üç bıçak darbesinin acısını duyarak uyandılar. Bir vuruşta kaç gönlü birden yaralayacağını bilmiş miydin delikanlı
Ve bilseydin yine yapacak mıydın bu işi
Onun da, ötekilerin de bıçak yaraları geçer; bir gün gelir, aynalar da yara izlerine alışıverir... Ya gönül kırıkları ne olacak delikanlı

34