'De-kapitasyon' ve sürüleştirme

Tıbbi bir metafordan politik gerçekliğe...

Tıp yazınında de-kapitasyon, başın gövdeden ayrılması, canlının yönetim ve eşgüdüm merkezinin yok edilmesidir. Siyaset bilimi ve toplum psikolojisi açısından bakıldığında, ulusun aydın öncülerinin, beyninin sistemli olarak işlevsizleştirilmesi, felç edilmesidir. Türkiye'ye dayatılan ağır bunalım rastlantısal bir ekonomi-politik başarısızlık değil, bilinçli toplumsal de-kapitasyon ve sürüleştirme tasarımıdır.

1. Aydın Kırımı: Ulusal belleğin ve rehberliğin imhası

Adalet ve Demokrasi Haftası'nın 33. yılında Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, A. Taner Kışlalı'ların boşluğu çok derin duyumsanıyor. Bu kişiler rastgele seçilmedi; toplumun sinir sistemi içinde kritik düğüm noktaları, devrimci-Aydınlanmacı, ödünsüz, kalpaksız Kuvayı Milliye öncüleriydi.

A. Gramsci'nin organik aydın kuramında bu öncüler halkın sınıfsal ve ulusal bilincini kuran mimarlardı. Toplumu başsız bırakmanın en kestirme yolu, gerçeği dile getiren, çözümleme yetisi yüksek ve kitleleri harekete geçirebilecek önderlerini bedensel ve/veya hukuksal şiddetle (hapis, sürgün, suikast, diploma iptali, malvarlığına el koyma...) dışlamaktır. Aydınları de-kapite edilen toplum, yön duygusunu yitirmiş şaşkın-serseri, hedefsiz ve korumasız, zavallı, yok olmaya mahkûm acınası bir "şey"e dönüşür.

2. Yoksulluğun politik ekonomisi: Bağımlılık oluşturma

Cumhur İttifakı yoksulluğu yok edilmesi gereken sorun değil, siyasal yönetim aracı olarak kullanmakta. Orta sınıfın yok edilmesi salt ekonomik yıkım değil, toplumsal direnişin omurgasının kırılmasıdır. Siyaset psikolojisinde, temel gereksinimlerini -açlık sınırı altında asgari ücretli on milyonlar!- karşılayamayan kişi, Maslow'un gereksinimler piramidinin en alt basamağına hapsolur; yaşamda kalma içgüdüsü, politik savaşım ve örgütlenme bilincinin önüne geçer. Devlet yardımının vatandaşlık hakkı olmaktan çıkarılıp iktidar partisinin lütfu/sadakası gibi sunumu, halkı özgür yurttaştan partiye bağımlı, oy deposu müşteri kitleye indirger. Bu sefil tablo, patrimonyalizmin (mülk devlet) modern (!) ve din soslu iğrenç türevidir:

21. yüzyılda ulufe dağıtan sultan ve biat eden tebaa-kullar... Hele şükürsüzük zinhar yasak, ayıp ve günah!

3. Sürüleştirme ve kısır döngü: Oy deposu olarak yoksullaşTIRma!

Öncü aydınları susturulmuş, orta sınıfı çökertilmiş ve yaşamak için iktidarın sadaka yardımına göbekten bağlanmış bir kitle, artık halk (people) değil, her tür yönlendirmeye açık yığın/sürü, niteliksiz bir kalabalık ve oy makinesine geriler. G. Le Bon'un Kitleler Psikolojisi'nde yazdığı gibi; ussal düşüncenin yerini duygusal tepkiselliğin aldığı bu kitleler, dinci simgeler ve hamasi söylemlerle bir arada tutulur; demokratik meşruluk için sözde seçim yapılır! İslami sermayenin kurgulu büyütülmesi ve ülkenin bitmeyen talanı, bu kitlelerin umutsuzluğu ile meşrulaştırılır. Seçimler, çağın tiranlarına bağımlılık ilişkisinin onaylandığı, sözde rıza üretilen birer sadakat ayinine dönüştürülür. Meşru direnişe karşı bu iktidarlar kan dökebilir!

4. Tarihten örnekler ve çıkış yolu

Tarih, bu tür de-kapitasyon politikalarının karanlık örnekleri ve görkemli halk direnişleriyle doludur:

- Antik Atina'da demagoglar dönemi: Halkı yoksullaştırıp yardımlarla kendine bağlayan tiranlar, Atina demokrasisini çürütmüştür. Ancak bu döngü, hukukun üstünlüğü ve yurttaşlık bilincinin yeniden kurulmasıyla kırılabilmiştir. Atina halkı MÖ 404'te Otuz Tiranlar döneminin hesabını sormuş ve bu süreç hukuk tarihine altın harflerle geçmiştir.