İslâm'a yöneltilen iki temel itiraz

Batı'da İslâm'a karşı yöneltilen iki temel itiraz vardır. Diğer itirazlar yüzeysel, tepkisel ya da polemik düzeyindedir.

Bu iki itirazın aynı anda doğru olması mümkün değildir çünkü birbirleriyle çelişir.

Birinci itiraz şudur: "İslâm bir 'din' değildir."

İslâm'ın hukuk, siyaset, ekonomi ve toplumsal düzen hakkında da konuşması, bu itiraza göre dinin sınırlarını ihlâl eden bir şeydir.

Bu yüzden "inanç" değil "ideoloji" gibi algılanır.

Bu eleştiride "din" vicdana çekilmiş, kamusal iddiası olmayan ve dünyevî hayata mesafeli bir inanç alanı olarak düşünülür. İslâm'ın buna uymadığı tespiti doğrudur.

Zaten bu itiraz yeni değildir. Hıristiyan dünyasında yüzyıllardır İslâm "fazla dünyevî" bulunmuştur. Bu durum, İslâm'ı, monastik yani dünyadan el etek çekmiş din anlayışının tam karşısına yerleştirmiştir. Bu bakış açısı teorik olarak tutarlı gibi gözükse de pratikte kendisiyle çelişmiştir. Dünyadan el çekmeyi idealize eden anlayış, devlet, düzen mülkiyet hatta reform gibi hayatın zorunlu alanlarıyla yüzleştiği anda bu mesafeyi fiilen aşmak zorundadır.

İkinci itiraz ise materyalist bir zeminden yükselmiştir: "İslâm dogmatiktir."

Bu itiraza göre İslâm, maddî gerçeklikten kopuktur; bilime mesafelidir, rasyonel düşünceyle çatışır ve aklı sınırlandırır.

Bu itiraz teorik olarak manevî âlemi reddeder; fakat pratikte ondan kaçamaz. ünkü toplumların ve fertlerin adalet, anlam, sorumluluk ve fedakârlık gibi kavramlar olmadan uzun süre bir arada kalabilmesi mümkün değildir. Bu kavramlar kaçınılmaz olarak maddî dünyanın ötesinden beslenir.

İslâm hem maddiyata, hem maneviyata önem verir. Maneviyat, dünyadan kopmayı değil; dünyayı anlamla kuşatmayı hedefler. İnsanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, niyetleri, sorumlulukları ve ahlâkî tercihleri olan bütüncül bir özne olarak ele alır. Maddî sebepleri inkâr etmez; fakat onları mutlaklaştırmaz. Aklı dışlamaz; onu daha geniş bir hakikat tasavvurunun içine yerleştirir.

Batı'da Müslümanlar kendilerini bu iki itirazın arasında kalmış bir konumda bulurlar. İslâmî ilimler konusunda yetkin olsalar bile, İslâmı anlatırken zorlanmaları normaldir. ünkü Batı'daki bu iki dünyanın terminolojisi, kavram setleri ve ön kabulleri İslâm'la birebir örtüşmez. İslâm kıyas yoluyla anlatılması zor olan, özgün bir yol önerir.