Aylar önce Etiyopyalı bir hocamızla Katar'ın bombalanması üzerine konuşuyorduk.
O dönemde bazı Siyonist çevrelerin Türkiye'yi de tehdit etmeye başlaması üzerine konu açılmıştı. Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz üzere, Türkiye'nin birçok ölçüte göre "Batılı" bir devlet olmasından dolayı böyle bir ihtimali düşük gördüğümü söylemiştim. Hocamız da bana kısmen hak vermişti; ancak şu önemli uyarıyı eklemişti: "Türkiye'ye saldırmak için özel bir hınç ve istek gösterecek kesimlerin olduğunu unutmamak gerekir. Hem tarihî bir hınç, hem de mevcut dünya düzeninde bir kırılma gerçekleştirme isteği."
Son üç yıl, dünyada en azından kâğıt üzerinde güvence altında olduğu düşünülen birçok şeyin çözülmeye başladığını gösterdi. Bir zamanlar "kurallara dayalı uluslararası düzenin" koruyuculuğuyla övünen bazı Batılı liderlerin, bugün bunun artık önemli olmadığını rahatlıkla dile getirdiğini görüyoruz. En çok okunan Batılı medya kuruluşlarında, İran ve Venezuela'da yaşanan çatışmalar bağlamında "uluslararası hukukun gereksiz ayak bağı olduğu" üzerine propaganda yazıları okuyoruz.
Gazze'de yaşanan ve birçok uzman tarafından ağır savaş suçları, hatta soykırım olarak nitelendirilen olayların akademik çalışmalarda dile getirilmesinin dahi sansürlendiğine şahit oluyoruz. Bir zamanlar başka ülkelerde kadın hakları üzerine konferanslar düzenleyen ve sert eleştiriler yönelten çevrelerin, bugün binlerce kadının ve ilkokul çocuğunun bombalanması karşısında sessiz kaldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Aylar önce yaptığımız o sohbete dönersek, bugün, verdiğim o cevaptan artık çok daha az emin olduğumu ve bir önceki yazımızda sorduğumuz sorular konusunda çok daha karamsar olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
Peki Türkiye ne yapmalı
Bu sorunun cevabı birçok farklı uzmanlık alanını ilgilendiriyor. Bu yüzden yaklaşımımızda mütevazı olmaya çalışacağız, ancak yine de bize göre kritik bazı noktaların altını çizmek mümkün.
Bir önceki yazıda söylediğimiz gibi, Türkiye birçok açıdan "Batı" bloğuna entegre olmuş bir ülkedir. Bu durum elbette otomatik bir güvenlik anlamına gelmez, ancak Türkiye'ye karşı düşmanca bir girişimde bulunmak isteyen aktörler için ciddi bir sorun oluşturur. Bu blok içinde önemli bir yere sahip ve savunma kabiliyetleri yüksek bir ülkeye karşı atılacak adımların gerekçelendirilmesi ve sürdürülebilir kılınması, Orta Doğu'daki pek çok başka ülkeye kıyasla çok daha zor bir iştir. İsrail bunun farkındadır. Bu sebeple Türkiye'yi bu bloktan mümkün olduğunca uzaklaştırmak ve daha kolay hedef alınabileceği ölçüde yalnızlaştırmak isteyecektir.

6