Yazar, Kahramanmaraş'ta ölen 11 yaşındaki Yusuf Tarık'ın cenazesine katılmayan devlet yetkililerini, masumun ölümünü babasının siyasi dosyasıyla değerlendirmekle suçluyor. Adalet ilkelerine göre çocuk suçsuzken, seçici vicdan göstergesinin devletin kucaklayıcı vasfını yok ettiğini iddia ediyor. Bu tür seçicilik nefret yumurtlayan bir toplum oluşturmazsa kaçınılmaz mı?
Vicdan felcini doktorlar, siyasiler ve şımarık kapitalistler bilmez ama çocuğu ölen bir baba iyi bilir. Diyelim ki o baba gerçekten suçlu; bu neyi değiştirir ki Ortada ölen masum bir çocuk varsa dünyanın en gaddar babası bile kanadı kırılmış bir kuşa dönmüştür. Ve sokakta bir kural vardır, yaralı kuşa sadece vicdansızlar vurur.
Adaletin temel ilkesi olan suçun şahsiliği nerede kaldı Daha da önemlisi masumiyetin mutlaklığı şartı nerede kaldı 11 yaşındaki bir çocuğun yetişkinlerin dünyasındaki ihraçlarla, suçlarla ne ilgisi olabilir
Yusuf Tarık sizin çocuğunuz olabilirdi; okumak ve oynamak isteyen bir çocuk... Ama siz o masum çocuğu ölürken bile cenazesine katılmayarak yargıladınız.
Devlet yetkilisi olmak, kendine yakın olanın acısının dışındaki tüm acıları yok eder mi Devletin evladı değil mi Yusuf Tarık Diğer çocukların cenazesine giden devlet erkanı, babasının dosyası üzerinden masum bir çocuğu neden yargılar Kariyer kaygınız, sizi korunaklı bir limanda tutabilir ama ahlak, gerektiğinde boğulmayı da göze alabilmektir.
Babasının varsa bir suçu bu hukukun konusudur ancak masum bir çocuğun ölümü hukukun değil, merhametin ve vicdanın konusudur. Diğer çocukların cenazesine katılıp da Yusuf Tarık'ın cenazesine katılmayan bürokratlar, siz vicdanın ırzına geçtiniz. Çocuğu ölmüş bir babayı cezalandırmak ahlaksızlıktır. Omuzlarda taşınan o masum yavrucak sadece bir tabut değil, sizin ölen vicdanlarınızın da cenazesiydi.

22