Sayıklama günlüğünden...
Uzun bir süredir üzerine çalıştığım şimdilik adını "sayıklama günlüğü" olarak düşündüğüm kitabımdan bu köşenin okurlarına özel bir fragman...
Karanlığın sancılı hırıltılarını duymaya başladıysanız ölü bir ıstakozun gözündeki donukluğu keşfetmeye başlıyorsunuz demektir. Bu keşif büyük bir yalnızlıktır. Gündüzden kalma sıcak betona vurmuştur. O sıcaklık gün boyunca hiçbir anlam taşımamış olayların tanığı gibidir. İnsan seslerini dinlersin. Aynı sözleri nakarat gibi tekrarlamaya başlarlar: dışarı çıkmalı, kendini aşmalı, hayatı yakalamalı. İşte her şeyin yapmacık olduğunu o an anlarsın. Bu cümleler mezarlıkta dolaşan ağıtçının ölüleri diriltmeye çağırmasına benzer. Ölüler zaten ölmüştür sağ kalanlar ise en az onlar kadar ölmüştür. Herkes aynı düdüğün peşinden koşuyorsa bu yaşarken ölmek anlamına gelmez mi Nereye vardığını bilmeyen kalabalıklar ordusu ve nereye koştuğunu bilmeyen acelecilerin uğultusuna kulak verin. Hepsi aynı sesi çıkarıyor. Bozuk bir kaval ya da kötü bir eşek anırması gibi. İşte o eşeğin anırmasında dünyanın tüm lezzetlerinden,

73