Fon skandalının devlet yönetimi ile ilgili olarak açıkça gösterdiği en önemli husus şu:
-Hemen her konuda kararı tek kişi verirse,
-Bu tek kişi yıllarca değişmezse,
-Bu tek kişi karar verirken sistematik bir yardımcılar mekanizmasından değil de menfaate dayalı kapalı ilişkiler ağından etkilenirse,
-Üçüncü göz de denilen iç denetim mekanizmaları da yine o tek kişinin freni sebebiyle işletilmezse,
-"Yasama başka yürütme başka" denilerek TBMM bürokrat seçiminde ve denetiminde tamamen devre dışı bırakılırsa...
Adına "başkanlık sistemi" de dense bu hakikatte bir sistem değil bir yöntemdir. Bu yöntem gerçekte tek adam yönetimidir. Ve sonuç böyle olur.
***
Bugün bakan dahil bütün bürokratlar tek kişinin imzasıyla devletten içeri alınıp dışarı atılıyor. Bazı istisnaları:
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu
Kurulun başkanı durumundaki adalet bakanı ve bakan yardımcısı hariç 11 üyenin dördü cumhurbaşkanınca, kalan yedisi ise TBMM Genel Kurulu tarafından seçiliyor. oğu iktidar blokunun adayları arasından.
Devletteki çürümenin yargı ile ilgili boyutundan bu Kurul sorumlu.
2. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
RTÜK üyeleri, TBMM'de siyasi parti gruplarının Meclisteki sandalye sayılarına oranla gösterdikleri adaylar arasından seçiliyor. Dolayısıyla bu kurulda muhalefet de var.
Bu kurulun üyelerinin görev süresi 6 yıl ve üyelerin üçte biri her iki yılda bir yenileniyor. Yani zayıf da olsa Meclis eliyle bir kademelenme var.
Ama bu kurulun icracı bir yetkisi yok. Sadece "muhalefete ceza verebiliyor"!
3. Kamu Başdenetçisini de (Ombudsman)
TBMM seçiyor. Ama onun da yürütmeye "tavsiye etmek" dışında bir gücü ve yetkisi yok.
***
Gelelim düzenleyici ve denetleyici otoriteler durumundaki üst kurullara.
Anayasa 104'e göre cumhurbaşkanı yürütmede tek yetkili. Ama üst kurullar 2018 öncesinde bu kapsamda değildi.
Bu kurullar ilk kurulduğunda, üyelerinin bir görev süresi garantisi vardı. Ayrıca tüm üyelerin görevi aynı anda sona ermiyordu. İkişer yılda bir ikişer üyenin görevi bitiyordu. Dolayısıyla o sırada iktidar kimde ise atamayı da (cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili/ilişkili bakanın üçlü kararnamesiyle) o yapıyordu. Bu bir kontrol mekanizmasıydı. Böylece siyasetten bağımsızlık, uzmanlaşma ve çoğulculuk sağlanıyor, kurum kültürü aktarılıyordu.

19