Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, sosyal medyasında Fon Yolsuzluğu vesilesiyle şu harika tesbitleri yazdı:
"Millet açken bu kadar zevküsefayı kendine hak görenlerin dönemini hatırlatmak için tespit edilmiş bir isimdi bu: Lale dönemi. Bu Lale dönemine hükûmetimiz bir de sülale dönemi ekledi."
Gerçekten, bu devir, ileride, "Sülale devri" olarak anılacak.
Siyasette sülale boyu ve kuşaklar boyu siyasetçi olanlar meşhurdur.
Bu bizde bir vakıadır ve demokrasimizin kalitesinin düşüklüğünü gösterir. Demokrasisi gelişmiş memleketlerde bireyselleşme de yüksektir ve aklını ağasının cebine koyan kimse yoktur.
Bizdeki siyasî sülalelerin çoğunun yerelde bir iktisadî güçleri ve bir parça da olsa itibarları vardır.
Ama bunların önemli bir kısmı aşiret gücüdür ve onların siyasî itibarları sıfırdır zira ilkesiz siyaset yaparlar. Partiler arasında gezerler. Kim iktidara yakınsa onun yakınında olmaya çalışırlar. Ankara'ya etkileri sınırlıdır.
Sülalesini siyasete dahil etme konusunda mazideki iyi örneklerden ikisi Menderes ve Demirel'dir. Demirel'in çocuğu yoktu. Sülalesindekilerin hataları da büyümedi, kendisi de mani olmaya çalıştı. Menderes'in, ticarete girmeye niyetlenen çocuklarına "Beni mi alıp satacaksınız" diyerek engel olduğu malumdur.
Mazideki kötü örnek Turgut Özal idi. Sülale boyu siyasete girdi. Sonucu vahim oldu. Hayırlı hizmetlerinden ziyade först leydi Semra Özal ve Papatyalarıyla kalıcı hale geldi. Ama onlar bile bürokrasiyi hamuduyla götürmedi. Ya düşünemedi ya başaramadı. Belki de ömürleri vefa etmedi.
Daha kötü örnek arayanlar ileride bugünlere bakacaklar.
Zira bugünler sadece siyasetin değil bürokrasinin de sülale boyu haline gelmesinin günleri.
Gün dediysek, lafın gelişi. Hikâye çeyrek asırlık. Yirmi dört sene. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 1994'ten itibaren verdiği kayıt dışı malî gücü de sayarsak otuz yedi sene. Dile kolay.
AKP'nin kendi zengin elitlerinin tipik özelliği "dindar görünümleri".
Zira eskiden dini siyasete alet edenler dinde hassas ama muhakeme-i akliyede noksan olan seçmenin ancak yüzde onunu on beşini kandırabilirken şimdikiler daha büyük bir güç elde etti ve din ile kandırdıkları kitlelerin oranı yüzde otuza dayandı.
Bu da demektir ki hasar daha kalıcı. Bizim canımızı sıkan ve vazifemizi zorlaştıran da bu. Zira bu musibet sadece dünyamıza değil, doğrudan dine gelen musibet.

28