Bürokratın ve belediyecinin sosyal gücü ve buna bağlı malî gücü malumdur.
Adeta bal taşırlar denebilir.
Ama bizim memlekette ve şarkta balın kabı narindir ve kolay sızdırır.
Bu bala ve sızıntılara bir de siyasetçinin parmağı değerse balın çoğu yolda ziyan olur. Vatandaşa hizmet yerine yandaşa fon ve kayıt dışı siyasî sermaye haline gelir.
İşte biz bu sebeple öteden beri "bal tutan eldivenle tutmalı" diyoruz.
Burada "eldiven"den kasıt elbette şeffaflık ve denetimdir. Yoksa, her şeyi kamu görevlisinin ve bir tür kamu görevlisi sayılabilecek olan siyasetçinin vicdanına bırakmak demek değildir.
Devlet düzeninin bilinçli olarak bozulduğu 12 Eylül sonrasında, Özal döneminden itibaren yerel muktedir siyasetçinin yerel bürokrat üzerinde gayrimeşru güç elde etmeye başladığını ve bu gücünü neredeyse tamamen kötüye kullandığını biliyoruz.
Bunun da tesiriyle ama asıl AKP'nin siyasî cahil cesaretine dayalı şımarıklığının etkisiyle, uzun zamandır, devletin denetim yapısı bozuldu.
Bilhassa son on senede, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen ucubeyle geçilen tek adam rejimiyle, bağımsız düzenleme ve denetleme kurumları ve kurulları iğdiş edildi, denetim neredeyse yok edildi.
Bu olumsuz gidişi erken görenlerden biri eski AKP'li Ahmet Davutoğlu idi.
Başbakanlığı döneminde, 2015'te, bir "Şeffaflık Paketi" ve "Siyasî Ahlak Kanunu Tasarısı" hazırlatmıştı.
Bu tasarı siyasetin finansmanını şeffaflaştırmayı hedefliyordu ve partilerin il ve ilçe başkanlarına kadar geniş bir siyasî kadroya mal beyanı mecburiyeti getiriyordu. Böylece başta imar rantları olmak üzere "rantiyeciliği önlemeyi" yani "bal tutup parmak yalamayı engellemeyi" amaçlıyordu.
Ancak 2014 ila 2017 arası AKP'nin gizli genel başkanı durumunda olan Erdoğan, bu tür düzenlemelerin siyaset yapmayı zorlaştıracağını savunarak Ahmet Davutoğlu'na karşı çıkmış ve kanunu engellemişti.
Ne de olsa "AKP=Adamın Kendi Partisi" idi ve halen de öyle. (Bunun sonuçlarını ise AKP iktidardan düşünce ya da en geç Erdoğan partisinin başından gidince göreceğiz).
Sonradan Davutoğlu'nun aktardığına göre, işte o dönemde, Erdoğan Davutoğlu'na; "Bu düzenlemeyi yaparsanız ilçe yönetecek başkan bulamazsınız Ahmet Bey!" demiş.
Bu hikâye de gösteriyor ki "siyasî başarı" ile "siyasî ahlak" arasında bir zıtlık var. Ahlak standartları düştükçe başarı yükseliyor.

20