Ne olacak bu dünyanın hali

İslam birliği ve barış için devletlerin 'doğru veya yanlış' değil, 'hürriyet ve adalet' derecesine göre değerlendirilmesi gerektiğini savunan bu yaklaşım, pragmatizm mi yoksa ilkesizlik midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, uluslararası ilişkilerde mutlak iyi-kötü ayrımı yerine, hürriyet ve adalet ilkelerine ne kadar sadık olunduğuna göre devletleri değerlendirmenin gerekliliğini savunuyor; bunu İslam birliğinin gerçekleştirilebilmesi ve küresel barışa ulaşabilmek için şart görüyor. Ancak yazarın kötü yöneticilerden 'bazen iyi işler' çıkabileceğini söylemesi, prensipli bir duruşla pragmatik uzlaşmanın sınırını nerede belirleyeceğini soruyor.

Biz, "Ölmeden önce ölünüz"ü kalbimizde yaşatıyoruz. Ahirete hazırlanmak vicdanın emri. Zira ölüm öldürülmüyor.

Biz, kıyametin bir gün mutlaka kopacağına inanıyor, çok da uzak olmadığını düşünüyoruz. Geciktirmek için vicdan-ı umumîyi harekete geçirmek gereğinin farkındayız.

Geniş afakî dairelerdeki meselelerle, ancak sınırlı şekilde -ve dar enfüsî dairemizi ihmal etmemeye çalışarak- ilgilenmemiz gerektiğini de biliyoruz. Bazı insanları şeytanın dürtüp yönettiğine inanırız.

"İnsan kılıklı şeytanların kurduğu ekipler" demek olan "zındıka komiteleri"nin şeytanî planlarını anlamaya ve akim bırakmaya çalışmak ve devletlerin bu zındıka komitelerinden paçasını kurtarabilmesi için dua ve gayret etmek vazifemizdir.

Bu sebeple, devletleri, "hayır devletleri" ve "şer devletleri" değil, yüz üzerinden yüze yakın not alanlar ve sıfıra yakın not alanlar olarak sıralamayı tercih ederiz.

Ama illâ bir tasnif ve pakt olacaksa, biz ebediyyen hürriyet ve adalet paktındayız. Bu sebeple diğer konjonktürel paktlar bizi çok da ilgilendirmiyor. Zira biliyoruz ki insanların kalbi ve kalıbı bazı devletlerin zulmünden kaçıp bazı devletlerin ülkesine sığınıyor. Akış tek yönlü. Endekslerdeki sıralamada altta olanlardan üstte olanlara doğru akış hep var ve olacak.

İslâm ülkelerinin "kendisinden kaçılan" değil, "kendisine kaçılan ülkeler" olmasını isteriz.

Şunu da biliriz:

Kötü adamlardan iyi işler sudur edebilir. Mesela hakiki hiçbir hürriyeti tanımayan ve tanımayı reddeden in'in Devlet Başkanı, Gazze zulmünün karşısında ve Papanın yanında olabilir. Muhalefetini ezip bitiren Rus Devlet Başkanı, Kur'an'ı huşu içinde dinliyor görünebilir. Uyanık oluruz.

İyi adamlardan da kötü işler görünebilir. Papa bazı konularda yanlış fikirleri savunuyor olabilir. Müslüman dostu İspanya'nın Devlet Başkanı ahlâk konusunda fazla marjlı olmayı hoş görmüş olabilir. İkaz ederiz. Devletler için de benzer bir bakış geçerli olabilir: Hürriyete ve adalete değer veren devletlerden, devletlerarası örgütlerden ve temsilcilerinden, bazen, adaletsizlikler sudur edebilir. "Bu bir sapmadır" der, ikazımıza devam ederiz.

Hürriyete ve adalete değer vermeyen devletlerden ve yöneticilerinden de aksine, bazen, doğru sözler veya iyi icraatlar çıkabilir. Buna da memnun oluruz, teşvik ederiz.

Devletlerarasında imiş gibi görünen savaşların dahi artık gerçekte devletlerarasında değil toplum tabakaları ve fikir akımları arasında olduğunu biliyoruz. İnsanlar gibi toplumların ve devletlerin de iniş ve çıkışlarının olabileceğini biliyoruz. Konjonktürel iyileşmeler-fenalaşmalar bizim bakışımızı çok etkilemiyor.