Mecburen kısalttığımız başlığın tam şekli şöyle olabilir:
Laiklik denilen ve Kemalizm ve demokrasi ile de ilişkili bir ideoloji meselesi olan şey, birileri tarafından, dindarları birbirine düşürmek ve böylece ideolojik dindarlık biçimlerinin öne çıkmasını ve samimî dindarlıkların gölgede kalmasını sağlamak için kötüye kullanılıyor olabilir mi
Cevabı aslında kolay bir soru bu. Evet, olabilir.
Cevap bu kadar kolaysa bu yazıya ne gerek vardı
Bu meseleyi yazmak zorunda kalmamızın sebebi, dine hizmet etmeye çalışan ve ettiğini sanan hamiyet ehli ama Yeni Asya'yı takip etmeyen bir kısım dindarların, siyasî görüngüler (seraplar) sebebiyle düşmansız kaldıklarını sanmasıdır.
Zira antidemokrat ve jakoben laiklerin ya da laikçilerin bir zamanlar devlet eliyle tepe tepe kullandığı "kaba laik gücü" bilhassa son on yılda -şimdilik- bitmiş gibi görünüyor.
Ama "tilkinin kırk hikayesi ..." ve "Karamanın koyunu ..." meşhurdur.
Belki de o gizli din düşmanları "sigara/ciklet orucu bozar mı" madeninde artık yeterli cevher bulamadıkları için, tartışma meraklısı dindarları "laiklik dinimizi bozar mı" tartışmalarına yükseltmiştir! Kim bilir
***
Yanlış anlaşılmasın; dindarların birbirini ikaz etmesine kimsenin itirazı olamaz. (Bu yazının niyeti de budur, akıbeti de hayrolur inşallah.).
Ama dindarlar birbirlerine laiklik/lâlaiklik dersi verirken abartır ve imansızlık denilen asıl hedefi ıskalarsa yazık olur diye bu yazıyı yazıyoruz.
Zira biz şunu iyi biliyoruz:
Dünya bir yere doğru gidiyor. Vicdan hürriyeti dünya devletlerinin büyük çoğunluğunun anayasalarında -en azından şeklen- önemli bir insan hakları prensibi olarak yer alıyor.
Yani günümüzün devletleri artık din için silahlı cihadı terk etmiştir. Din yaymak için fetih yapan fatih devlet modeli bitmiştir. (Her ne kadar, TRT dizileri, -aslında Ulu Reis'in çevresinde tek kol hizasında bir gençlik elde etmek için- beyhude biçimde aksini iddia etse de.) (Bir de İsrail bu babda istisnadır ve onu nereye koyup ne saydığınız bu meyanda da mühimdir!).
Öte yandan resmen ve devlet eliyle dinsizleştirme modeli de şeklen bitmiştir.
Dine "girmek/çıkmak" zaten devletten bağımsız idi ama "dini yaşamak ve yaşadığını göstermek hususunda da devletin dediği olur" ile "dini yaşayıp yaşamamak hususunda benim dediğim olur" arasındaki çizgi netleşmiştir.

14