Kemalizm'i hortlatanların örtüsü AKP

Türkiye'nin değişmeyen, değişemeyen gündemi Kemalist ideoloji.

Mevcut kanunlarımızda zaten bir hayalet gibi gezip duran Kemalizm'i adeta hortlatan, mevcut Anayasa'ya dahi aykırı olan bir kanun teklifi -hem de AKP eliyle- Meclise sunulunca, bayramdan önce sosyal medya çalkalandı ve çeyrek asırlık AKP iktidarı, kendi muhafazakâr entelektüellerinden ve seçmeninden oldukça büyük eleştiri aldı.

Üstelik bu teklif güya bir Anayasa Mahkemesi kararı üzerine hazırlanmış.

Konunun teknik yönlerini ele almadan önce şunları ifade etmemiz lâzım:

Biz öteden beri, Anayasada ve bilhassa kanunlarda yer alan ve Kemalizm dayatan ideolojik hükümlerin değişmesi gerektiğini söylüyoruz.

Koalisyonlu doksanlı yıllar bu konuda nisbeten iyi yıllardı.

2001 yılında kurulurken bu iyileşmenin artarak süreceğine söz vermiş olan AKP'nin bu konuda başarılı olamadığını da biliyor ve bildiriyoruz.

Hatta AKP'nin Siyasal İslamcı çelik çekirdek kadrosunun hakikatte böyle bir derdinin olmadığını, onların tek derdinin iktidara gelmek, iktidarda olmak ve iktidarda kalmaktan ibaret olduğunu da delilleriyle yazıp söylüyoruz.

Hatta ve hatta Anayasanın başlangıç hükümlerinde AKP öncesi 1995 ve 2001 yılında konsensüsle yapılan demokratik değişikliklere uygun iyileştirmeleri dahi, ne Anayasada ve ne de kanunlarda -üstelik elinde güç de varken- yapmamış olması sebebiyle, iktidarı, öteden beri eleştiriyoruz.

AKP'nin kurucu kadroları artık şimdi yoklar. O eski AKP'nin ve onların yerine bambaşka bir AKP geçti.

Kanun teklifinin hikâyesi şöyleydi:

Basın-İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun adında 1961 tarihli ve 195 sayılı bir Kanun var. Kanunun amacı genel olarak basın ilan ve reklamlarının ve bilhassa kamu ilanlarının adil paylaşımını düzenlemek.

Kanunun 49. maddesinde, bu Kanunla kurulmuş olan düzene uymayan, basın ahlak esaslarına riayet etmeyen medyaya ilan kesme cezası düzenlenmiş.

Basın İlan Kurumu (BİK) bir gazeteye bu madde kapsamında ilan kesme cezası veriyor. Gazete bu cezayı mahkemeye götürüyor. Ayrıca, mahkemeden, Kanunla konulan kuralın sınırlarının net olmadığı gerekçesiyle kanundaki bu ceza hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasını istiyor. Mahkeme bu talebi ciddiye alıyor ve konu AYM'ye gidiyor.

AYM, bu Kanunun 49. maddesindeki müeyyidenin belirsizlik içerdiği, net bir kurala dayalı olmadığı ve bunun hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle hükmü kısmen iptal ediyor.

Dikkat: İptal edilen hükümde Kemalizm vs. yok. AYM de "neden yok, olmalıydı" filan demiyor. Yani bu aşamada konunun Kemalizm'le ilgisi yok.

Külliyede ya da Bakanlıklarda birileri, güya iptal ile oluşan bu boşluğu doldurmak üzere yeni bir 49. madde metni hazırlıyorlar.

Bu yeni metin, yine bir yerlerde hazırlanan bir torba Kanunun 8. maddesi haline getiriliyor ve bayramdan önce AKP Grubu tarafından aşağıda isimlerini vereceğimiz vekillerce atılan bol imza ile TBMM'nin Plan ve Bütçe Komisyonunun gündemine getiriliyor.

Değişiklik teklifi 22.5.2026 tarihinde 113 sıra sayısıyla Adalet ve Kalkınma Partisi TBMM Grup Başkanlığı adına Meclis başkanlığına sunulmuş durumda. Ve gündemde ilk sırada.

Yani durduran olmazsa su/sel gibi akıp gidecek. Ve goooool. Kemalistler 10-0 önde.

Teklif, bayramdan sonra ilk görüşülecek kanun tekliflerinden biri. Yani risk büyük ve yumurta kapıya dayanmış durumda. Şimdi durdu. Teklif kanunlaşırsa sonrasında ayıkla pirincin taşını.

İşte bu aşamada sivil toplum uyanıyor ve AKP'yi de uyandırıyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer elik bu vahim sonucun sebeplerine ve faillerine temas etmeden, özetle "adı üzerinde taslaktır, düzeltilebilir" gibi bir açıklama yapıyor. Şimdi top havada. Bekliyoruz.

İşin özeti şu:

Öncelikle, "iktidarın adamları" durumundaki bu bürokratlar –her kimler ise- 49. maddeyi AYM kararı çerçevesinde netleştirmeye çalışmakla yetinmek yerine maddenin tümünü yeniden ve yeni bir bakışla, ama Kemalist bakışla(!) yazmayı tercih ediyorlar.

Güya kendilerince(!) basın-yayın ilkelerini netleştiriyorlar.

Gerçekten maddedeki b, c ve ç bentlerinde problem yok. Ama "a" açıkça facia. Şöyle:

"a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayım yapılamaz."

Üstelik aynı teklifin d bendinde "Yayınlarda hiç kimse ırkı, dili, dini, mezhebi, milliyeti, rengi, cinsiyeti, siyasal veya diğer düşünceleri, milli veya sosyal kökeni, doğum yeri, ekonomik ve diğer toplumsal konumları sebebiyle kınanamaz ve aşağılanamaz. Vicdan, düşünce ve anlatım özgürlüklerini hukuka aykırı şekilde sınırlayıcı, sarsıcı veya incitici yayın yapılamaz." denilmesine rağmen.

Yani vicdan özgürlüğümüz var ve hatta Anayasanın 25. ve 26. maddesinin koruması altında. Ama bu taslağı böyle yazan ve yazdıranlara göre Atatürk ilke ve inkılaplarına uymayı benimsemeyen vicdan vicdan değildir!

Aslında diğer bazı hükümlerde de sıkıntı var.

Taslaktaki "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık ve bağımsızlığına aykırı yayın yapılamaz"ı hadi diyelim ki anladık.

Taslaktaki "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı yayın yapılamaz"ı nasıl anlayacağız

Malum, 1982 Anayasasından gelen ve bir türlü değiştirilemeyen, devleti "kutsal" ve milleti "kul/köle" gören bu kalıptaki tersliği hep yazıyoruz. Hakikat şudur: Ülke ve millet devletin değildir; aksine, devlet de ülke de milletindir.

Peki "Atatürk ilke ve kitaplarına aykırı yayın yapılamaz" ne demek

Bu hükmün, bir zamanlar dindarların başında demoklesin kılıcı gibi tutulan eski Türk Ceza Kanununun 163. maddesinden ne farkı var

Şimdi muhataplarına sormak lazım:

Bu çağda bu yasakçı kafayla hazırlanmış bir metni "Kanun teklifi" diye Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirip adeta ofsayttan gol atmaya çalışan işgüzarlar kimlerdir

Eski AKP'li dostlar önce bu "yeni dostlar"ın kim olduğunu bulsunlar, sonra -eğer delip geçmemişse- bu golü akkalenin delikli filesinden nasıl çıkaracaklarını düşünsünler.

Sonra AKP'nin Kemalizm ile ilişkisi hakkında önce kendilerini ve sonra da milletin bakışını netleştirsinler.

AKP'nin kendi yazar-çizer takımının dahi haklı olarak şiddetle karşı çıktığı bir hüküm bir torba kanuna nasıl girdi Cevap belirsiz.

Üstelik sosyal medyadaki yoğun tepkilere karşılık, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı başta olmak üzere herhangi bir resmî kurumdan ve AKP Grup Başkanlığından, Ömer elik'in yukarıdaki beyanı dışında sadra şifa bir açıklama yok.

Bu işin sebebi nedir Durumdan vazife çıkarma teşebbüsü müdür Resmî ideoloji kıskacından kurtulamayan AKP'nin vermeyi kabul ettiği bir taviz midir Arka planda farklı ilişkiler ağının olduğunun tezahürü müdür