Burası Ankara.
Burası bugünlerde yine Enkara.
Güneş tutuldu.
Yargıdaki muktedirlerin elinde birer ayna. Başkasının başına gözüne güneş tutmakla meşgul.
Gözü kamaşan "yandım anam" diyor.
Dindarlar tutuşan başörtüsüne yanıyor.
Ana babalar, "gençliğim eyvah" türküsüyle yanıyor.
İktidar partisinin bir Genel Başkan Yardımcısı (Fatma Betül Sayan Kaya) "aldım, ama geri verdim, sıfıra sıfır elde var sıfır, ceza istemem" diyor.
Diğer bir Genel Başkan Yardımcısı (Nihat Zeybekçi) "ben de mağdurum, verdiğimi geri isterim" diyor.
Halbuki AKP (Adamın Kendi Partisi) Genel Merkezinde bu ikisinin kapıları yan yana. Takas mahsup yoluyla da bu işi halledebilirlerdi. (Demek adamın haberi olmadı!).
Dile düşmemiş olurlardı.
Genel başkanlarını da üzmemiş olurlardı.
O da üzüldü ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nu göreve çağırdı.
Sistemde bir adam hem cumhurbaşkanı ve hem de genel başkan olunca böyle oluyor. Garip oluyor. Bu sistemsiz sistem Türkiye'yi el aleme vezir ediyor.
Sizce ne çıkar
Bizce ciddi hiçbir şey. Bir iki kurban. Bir iki rakam. Sonra unutulur gider. (Zaten gündemi değiştirmeyi başardılar bile.)...
Zira bütün tencereler kara. Hepsi birden söylüyor: Seninki benden kara...
Zira kazanın dibi etrafındaki bütün tencerelerin dibinden daha kara.
Zira AKP ukurambar'ın altında. ukurdaki ambarın altında yani. Oradaki kafelerin dili olsa neler söyler neler (Belki de vardır da henüz konuşmayı öğrenememiştir!).
Zira Erdoğan hepsini kendisi atadı. Zira atadığı hepsine "size hesabı başka kimse soramaz, ben sizi korurum, ama gerektiğinde size ben hesap sorarım" dedi.
Şimdi takke düştü, kel göründü.
Kendisi yurt dışında iken, yargıdan birileri kendisinden habersizce(!) yaptığı hazırlığı bitirdi ve düğmeye bastı. (17-25 Aralık'la alakası yok elbette!).
Dolayısıyla dibi temiz baş kazan, dibi kara tencerelerden bazılarını feda etmek zorunda. Ta ki yola devam edebilsin, menzil-i maksuda erişebilsin.
Feda edilenler, edilmeyenleri kıskanıyor.
Feda edilecekler, feda edilmiş ve kenara çekilmişlere imreniyor.

16