Himmet ehlini küstürmek

Bazı prensipler:

1. Türkiye, Pakistan, Mısır gibi ülkelerde ve hatta tüm dünyada, sivil alanda kalıp din hizmeti yapanlar hep olacaktır, olmalıdır.

Bu himmet sahiplerine "devlete bağlan ve tam teslim ol, ülkenin sınırını aşma, aksi halde seni/sizi suçlu sayarım" demek, devlete de ülkeye de dine de zarar verir.

2. Devlet devlettir, din de dindir.

Din devletleştirilemez. İnanç ve ibadet ferde ve cemiyete aittir. Devlete düşen, dindarlara hürriyetini tam vermek ve dinleri ve mezhepleri açısından ayrım yapmadan bütün vatandaşlarına hizmet etmektir. Fiiliyatta devletin de din hizmeti yapıyor olması bu gerçeği değiştirmez.

Devlet dinleştirilemez. Ellerindeki devleti din gibi görenler ideolojik devlet kurmuş olur ve bu tür devletler ancak zulmeder. Devleti ellerinde tutanlar devleti dinleştirme işini –güya- devleti dine hizmet ettirmek için yaparsa, bu, dine de zulmetmektir.

3. Din ülkeleştirilemez, yerelleştirilemez. Din sınır tanımaz. Din sınır aşmak içindir. Zaten siyasi sınırın kendisi gayrı fıtridir. Din ise fıtrîdir.

Din milletleştirilemez. Din ile milliyeti menfî tarzda birleştirmek hem dine ve hem de milliyete zarardır. İşte İsrail.

4. Dinî hamiyet sahiplerinin ihtiyaç duydukları malî kaynakları bizzat kendi mülklerinden tedarik etmeleri her zaman mümkün olmaz.

Hayatını din hizmetine vakfedenlerin (hem kendilerinin ve hem de varsa ailelerinin) iaşesini temin etmek, ümmetin vazifesidir.

Sivil alandaki din hizmetlerini icra etmek için lazım olan müesseselerin binası ve tefrişi de elbette ümmetin ortak vazifesidir.

Ümmetin bu vazifesini onlara hatırlatmak da dinî bir vazifedir. (Bunu hakkıyla yapabilmek yani himmeti elektriklendirmek ve ehl-i hamiyeti gayrete getirmek her yiğidin harcı değildir ve ancak imrenilecek bir vasıftır).

5. Devleti elde tutanların "dine hizmeti ben/biz devlet eliyle yapıyoruz, sivil alana ne gerek var" demesi çift yönlü hatadır:

Birincisi din eğitimi dahil her şeyi devletten beklemek ve her alanda her işi devlete yüklemek devleti azmanlaştırır ve yönetenleri şımartır.

İkincisi, devlete güvenmeyen veya devleti yeterli görmeyen ya da devletin dine hizmet tarzını doğru ya da yeterli görmeyen hamiyet sahiplerini "ya devlete güven ya da hamiyetini sustur" diyerek susturmak ve pasifleştirmek, hem kaynak israfıdır ve hem de daha da önemlisi hürriyet düşmanlığıdır.

Dinler ve mezhepler tarihi, batıl mezhepleri doğuran ve büyüten istibdat ve zulüm örnekleriyle doludur:

Eski tarihlerden bu yana, devleti tek ellerinde tutanlar dini de öbür tek ellerine alarak kanun zoruyla ve kanun gücüyle sivil hamiyetin önünü kesip yasaklamaya ve suç sayıp cezalandırmaya çalışmışlar. Bu ise nifak ve fesaddan başka bir netice vermemiş.