Gizli Cumhurbaşkanı Devlet Bahçeli'nin istediği (ya da korktuğu) nihayet gerçek oluyor: Amedspor ligin birinci yarısını birinci olarak kapattı. Devamı gelirse Dünyada Türk futbolunu bir süre de bu takım temsil edecek.
Biz meselenin siyaset tarafındayız. Zira biliyoruz ki spor hiçbir zaman sadece spor değildir, biraz sosyoloji, biraz ekonomidir; biraz ahlaktır, biraz da siyasettir...
Amedspor meselesi ise neredeyse tamamen siyasettir. Bu husus herkesçe bilinen bir mütearifedir ve -neticeleri Bahçeli'yi kızdırmış olsa da- araştırmalarla da teyit edilmiştir.
Bahçeli, geçen günlerde partisinin resmî sosyal medya hesabından paylaştığı yazılı bir açıklamayla Kürt alışmaları Merkezi (KSC) ile Rawest Araştırma işbirliği ve Friedrich-Ebert-Stiftung'un desteğiyle yapılan "Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması" başlıklı araştırmaya tepki göstermişti.
Zira bu araştırmanın sonuçlarından biri de şuydu: "Yaklaşık 12,5 milyon yetişkin Kürt nüfusunun üçte biri Amedspor'u destekliyor. Katılımcıların yüzde 38'i kulübü 'kimliğin temsilcisi' olarak görürken, sadece yüzde 24'ü 'salt bir futbol takımı' olarak tanımlıyor".
Bahçeli bu araştırma ile ilgili olarak şunları yazmıştı:
***
Son günlerde hedef kitlesi farklı olsa da maksadı aynı olan, emperyalizmin kuklası sözde araştırmacılar tarafından terörsüz Türkiye'nin oluşturduğu barış ve kardeşlik iklimini zehirlemeye dönük girişimler dikkat çekicidir. "Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması", Amedspor taraftarı, futbol ile kimlik arasındaki çizginin nasıl yoğunlaştırdığını iddia etmekte, bölücülük ihanetini zinde tutmaya çalışmaktadır.
İnsanlığı özlemini duyduğu adalete, huzura ve barışa kavuşturma ülküsüyle başlattığımız Terörsüz Türkiye hedefi, TBMM'nde kabul edilen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" ile önemli bir aşamaya gelmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak daha önce gündeme getirdiğimiz üzere, kamuoyu araştırması adı altında bilimsellikten ve gerçeklikten uzak, toplumu yönlendirmeye dönük olarak servis edilen çalışmaların önüne geçmek için, bilimsel ve hukukî temelde bunları değerlendirecek ve denetleyecek, uygulamada doğru standartların belirlendiği bir yasal düzenleme yapılmasını öngörüyoruz.
Bu çerçevede kamuoyu araştırma kuruluşlarının ve araştırmacıların nitelik ve yeterliliklerine ilişkin esas ve usullerin belirlenmesini, yönlendirme veya etkileme maksadıyla yalan yanlış, yanıltıcı bilgiler sunanlara cezaî yaptırımlar getirilmesini gerekli görüyoruz.

4