15 Temmuz'un onuncu yılında konunun siyasî, sosyal ve kültürel yönleri ile ilgili olarak Yeni Asya'da geniş bir muhasebe başyazısı yayınlandı. Bu yeterlidir.
Biz bu seri yazımızla işin hukukî-cezaî boyutuyla ve bundan sonra yapılabileceklerle ilgili bazı hukukî ve teknik değerlendirmeler yapacağız.
Bu vesileyle bazı dostlarımızın sorusuna da cevap vermiş olalım: Bu konuyu eskisi kadar sık yazmamamızın sebebi net. Bu yargılamalar açısından artık her şey meydanda.
Önce hatırlatma:
On yıldır yazdığımız üzere, 15 Temmuz sonrasına ait iki dava türü birbirinden farklı: (1) Darbeye teşebbüs suçunu işleyenlerin davaları ve (2) Terör örgütü üyeliği isnadıyla açılan davalar.
Sırasıyla bakalım:
***
Önce darbe davalarıyla ilgili rakamsal bilgiler verelim. Başkaları başka bazı rakamlardan da söz ediyor ama Adalet Bakanı Akın Gürlek'in geçen günkü açıklamasına göre durum şöyle:
Bakan Gürlek'in açıklamasına göre bu davalarda 1.634 kişiye ağırlaştırılmış müebbet, 1.366 kişiye müebbet hapis, 1.891 kişiye de süreli hapis cezası verildi. Toplamda 4 bin 891 kişi hakkında mahkûmiyet verildi.
Bu tabloyu değerlendirelim.
Darbeye teşebbüs davalarında kitlesel denilebilecek ihlalleri AİHM de AYM de tesbit etti. Zira olağanüstü denilebilecek ölçüde çok sayıda kişi "bile isteye darbeye kalkıştığı" iddiasıyla yargılandı ve çoğu mahkûm edildi. Hâlbuki bu bakış baştan yanlıştı.
Gerçekten, darbeci cunta, işin tabiatı gereği tedbirli çalışır ve az kişiyle iş görür. Dolayısıyla binlerce ve hatta yüzlerce kişinin ve hele askerî öğrenciler vs.nin bu darbe teşebbüsünü önceden bildiğini ve bu bilinçle bu eyleme dahil olduğunu düşünmek mantıklı değildir ve olamaz.

13