İnsan, kulluk ve anlam 7

İbadet bilinç düzeyine çıkmazsa, insan dünyevi heveslere kapılıp yaratılış gayesinden uzaklaşır; peki, modern insanın maneviyatını yeniden inşa etmek kimlerin sorumluluğu?

Ahmet Ay
Bugün
20
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İslami ibadetlerin yalnızca ritüel değil, Allah'a yönelik muhabbet ve şuur ile yapılması gerektiğini vurgulayarak, kulluk bilincinin eksikliğinin toplumsal yozlaşmaya yol açtığını savunuyor. İbadetin asıl anlamının bilinmemesi ve din ile manevi bağın kopması, insanı dünyevi sapmalara sürüklediğini iddia ediyor. Ancak bu çözüm önerisinde, laik bir yaşam tarzı tercih eden bireyler için ibadet bilinci oluşturmanın pratik yolları ne olabilir?

Yeni yıla (2026) girmeden önce başladığımız "Kulluk" yazılarımızı seri şekilde sürdürüyorduk. Ramazan dolayısıyla Oruç yazılarına başlamıştık ki İran'a karşı İsrail&ABD'nin başlattıkları savaşa yoğunlaştık. Bu sebeple seri yazılarımıza ara vermek gerekmişti. Derken İnsan, Kulluk ve Anlam yazılarımıza dönüş için kısmet bugün imiş.

İkinci gruba giren ibadetler-menasık, inananların Rableri ile irtibatını diri ve kavi tutması suretiyle İslamî ve tabi ki insanî yükümlülüklerini (kul ve halife bilinciyle) yerine getirmede önemli rol oynar. Ancak her iki tanımda da yaşanan 'arıza' ve eksiklik inanan insanda (mü'min) kulluğun 'bilinç' seviyesine çıkmamasıyla alakalıdır. Oysa bizden istenen kulluğun 'bilinç' düzeyine çıkarılmasıdır.

İbadetler-nüsuklar, mü'min kulu Allah'a yaklaştıran, belirli ritüel ve davranış biçimlerini kapsamaktadır. Bunları Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de belirtmiş, Hz. Muhammed da (sav) bunların nasıl uygulanacağını o güzel örnekliğiyle Müslümanlara kusursuz ve eksiksiz bir şekilde öğretmiştir. Öğrettikleri hem yaşanarak hem de yazıya geçirilmek suretiyle kayıt altına alınıp bizlere ulaştırıldığı gibi bizden sonraki nesillere de intikali sürecektir.

Ama yine de biliyoruz ki,

İbadetin "ne"liği ile ilgili pek çok tanımlama yapılmışsa da ancak ibadeti/nüsuku açıklamak istediğimizde onu "Ulûhiyet ve kulluk ilişkisi" bağlamında kabul ederek değerlendirmek esastır.

Kulluk gösterisi olan ibadet, mü'minin yegâne Yaratıcısı olarak bildiği, tanıdığı, iman ettiği, her şeyden ve herkesten üstün tuttuğu, kendisinden ve ailesinden daha çok güvendiği, sevip değer verdiği eşsiz, benzersiz, sonsuz esma sahibi Rabbi Allah'a karşı duyduğu eşsiz muhabbetin, eşsiz hürmetin, sonsuz minnetin kalbiyle, aklıyla, diliyle, hareketleriyle ifade etmesidir. Kul bu şekilde davranarak (ibadet ederek) en büyük arzusu, en değerli emeli olan Rabbi'ne yak(ın)laşma isteğini dile getirme çabasında olduğunu kanıtlamaktadır, buna muvaffak olsa da, olmasa da...

Müslümanlar için ibadet-nüsuk; Allah'ın kitapları ve/veya peygamberleri aracılığıyla gönderdiği din içinde belirli ritüellerle yapmamızı emrettiği şekilde kulluğumuzu arz etmemizdir.

Daha geniş anlamda ise; ibadet yani kulluk, Müslümanlar için hayatının her döneminde sergilediği tavır ve davranışlarının tamamını kapsar.

Tapınma da denilen ibadetin katıksız şeklini, içeriğini, hedefini, amacını ve şartlarını belirleyen Rabbimiz, bu ibadetlerle bizi istediği "kıvam"a getirmeyi de murad etmiştir. Bu "kıvam" için insana şükr etmek, takdir etmek düşer, özür/avf dilemek, tövbe etmek ve rıza göstermek düşer. Şükür insanoğlunun varlığından yani var olmasından kaynaklanan ilk tepkilerindendir. İbadet de zikren ve bedenen evvela bu şükrün ifasıdır. Bu yüzden insanın zikri ve şükrü bırakıp dünyalık heveslerin ardına düşmesi onun yaratılış gayesine aykırıdır.