İnsan, Kulluk, Anlam 6

Geçen yazımızı şu paragrafla bitirmiştik:

"Bu soruların cevapları insanı hikmetle buluşturur. Yani bu sorulara vereceğimiz doğru cevaplarla ibadetteki hikmeti anlamamız, kavramamız mümkün olacaktır. Bu da Allah'ın ibadet emri ile bizden muradını anlamamıza yardımcı olur. Ancak kabul ediyoruz ki kulluk aynı zamanda irade sınamasıdır, bu sebeple ibadetlerin nihai amacını bilmek zorunda değiliz. Bu durum karşısında bize düşen "duyduk, iman ettik ve uyduk" olmalıdır. Ama şüphesiz kendilerini bu hikmeti öğrenmeye verenlerin alanlarına (felsefe, kelam, tasavvuf, bilim…) dair çalışmaları gerekli ve değerlidir ve alanlarında yetkin olanlar bu konu üzerinde çalışmalarını derinleştirmelidirler."

Evet, yaratılış söz konusu olduğunda farklı yaklaşımlar görülebilir ancak İslam Tasavvufu olaya oldukça farklı bir yaklaşım gösteriyor.

Sufîlere göre, İslam metafizikçilerine göre bütün yaratılış İlahî Esma'dan kaynaklanmaktadır. Bilhassa Muhyiddin İbn Arabî (ö.1240) yaradılışı "kerem" olarak kabul eder. Yani,

İbn-i Arabî, hiçbir çabası olmadan bütün âlemlerin yaradılışı sadece ve yalnızca Allah Teâla'nın keremi, inayeti, lütfudur, der. Nefes-î Rahman ile açıkladığı yaradılışı[1] ve yaradılışın gereği tezahürleri "sonsuz sayıdaki" Esma-i İlahi'ye bağlar. Varlık, Esma-î İlahi'den tecellidir ve bu sebeple dikkatlice yani anlamı üzerinde tefekkür ederek Esma-i Hüsna'yı zikrederken ibadetin "öte" ile ilişkisini de görebiliriz. Keza namaz kılarken de sadaka verirken de hatta bir taşa nazar ederken de… Kaldı ki Rabbimiz bizi sorumlu tuttuğu nüsuklarla insanı yaradılış öncesine götürürken insanı "anlam" ile de buluşturuyor. Nüsuklardaki duruşlardan, okumalardan yaradılışımızın öncesinden itibaren geçen süreci de hissedebiliriz. Bunu mesela namazdaki duruşların "neden"ini kavradığımızda aklen ve kalben hissetmemiz kaçınılmazdır. Ancak;

Tefekkürümüzde meydana gelen arızalardan dolayı kalbimiz gibi hissiyatımız da ma'zur duruma düşmüştür. Dolayısıyla ibadetlerdeki kozmik teslim/İslam oluşu yani tabiatın kulluğunu[2] fark etmede zorlanıyoruz. Zira yaşadığımız toplumda alışkanlıklarımızın, inanca dair yanlış telakkilerimizin yol açtığı kendimize yabancılaşmamız bu hakikati anlamamıza engeller oluşturmaktadır. Oysa insan dışındaki tabii yaratıklar isteyerek "İslam" olmuşlardır.[3] Diğer yandan dünya meşgalesi, dinî anlayıştaki sapma ile birleşince bizi şekilciliğin sarması kaçınılmazdı. Maalesef bu "sargı" içinde kendimize bilgili ve mutlu süsü vererek "öte" ile ilişkimizi zedeliyoruz.