İlahî ikramdır âlemin varlık alanına çıkışı. Bize göre âlemlerin; bütün evren(ler)in, görünür-görünmez, madde ve madde dışı bütün kâinatın "yok/luk"tan "var olması" (ex-nihilo) olan yaratılış, sonsuz ve tükenmez kerem sahibi olan Allah'ın (cc) rahmaniyetinin gereğidir.[1] "İlk yaratma" sürecinde Allah'tan başka hiçbir "şey" yoktu. Dolayısıyla evrenin zuhurunda/var olmasında Allah'tan gayrı bir şeyin, bir kişinin, bir gücün dahli ve katkısının olduğunu ya da olabileceğini düşünmek aklî ve zihinsel arızadır.
Allah, kâinatın yani bildiğimiz, bilmediğimiz olmuş ve olacak bütün evrenlerin Yegâne Yaratıcısı'dır. Ve en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün varlıklar Allah'ın Esma'sının (İsimleri) gereğince vücut bulmuştur.
Allah (cc) yaratmayı, içeriğini tam olarak bilemediğimiz ve (muhtemelen) asla bilemeyeceğimiz ama Rabbimizin Kur'an'da "6 gün/evre" dediği bir süreçte gerçekleştirmiştir.[2] Her nasıl olmuşsa olsun yarat(ıl)ma Rabbulalemin'in ezeli ve sonsuz rahmeti, ilmi, kudreti, iradesi ile olmuştur.
Sıra dünyadaki yaradılışa gelince bilimin de kabul ettiği gibi Allah "duman halinde" olan evrenin ilk oluşum safhasından sonra sırasıyla maden, taş gibi cansız denilen cemadattan sonra sırasıyla bitkileri, hayvanları ve en sonunda da "asıl gayesi" olan insanı yaratmıştır. İnsan için "asıl gaye" dedik, çünkü yaradılış skalasının en sonunda insanın yer alması ile yaradılıştaki gaye arasında sıkı bir ilişki vardır.
Aynı şekilde insanoğlu, daha önce yaratılış süreçlerini tamamlayan varlıklardan ve dolayısıyla kâinatın bütün unsurlarından nüveler taşımaktadır. Bu da insanı bütün evrenle "akraba" kılmaktadır. Dahası, biz "bütün varlığın yaratılıştaki eşitliğine, varlığın varlık birliğine" inanıyoruz. Ayrıca "Varlığın bir"liği ve aynı zamanda "el-Hakk"* olan Yaratıcı'nın/ da "Bir"liği bu akrabalığa sebeptir. Yaratılışları itibariyle aynı "öz"ün ve aynı iradenin eseri olan evren/ler ve içindeki her şey "hammadde" itibariyle birdir. Resulullah'ın bu "akrabalığı" bir hadis-i şerifte, Hurma ağacı sizin halanızdır[3], ifadesiyle buyurmuştur ki biyoloji ve kimya bu hususta DNA, atom ve kromozomlarla bu tür "akraba"lıkların ontolojisi hakkında yeterli bilgiler vermiştir. Canlıların yapısını oluşturan elementlere baktığımızda meramımız daha iyi anlaşılır. Karbon, azot, fosfor, kükürt, hidrojen ve oksijen canlıların yapısında bulunan temel elementlerdir. Bu elementler ekosistemde sürekli olarak bir formdan başka bir forma dönüştürülür ve canlılar tarafından yaşamsal faaliyetler için tekrar tekrar kullanılır. Bu döngüye "biyojeokimyasal döngü" denir. Karbon, azot ve su döngüsü biyojeokimyasal döngülerden sadece birkaçıdır.[4] Bu akrabalığı düşündüğümüzde insan için küçük âlem/küçük kozmos diyen ve insanı kevn-i cami (varlığın bütün unsurlarını barındıran) olarak gören İslam metafizikçileri insan-âlem ilişkisi bakımından önemli ve bir o kadar da doğru bir tespitte bulunmuşlardır.

6