Yazı, İslami geleneğin temel ilkelerini sorgulamaksızın sunarken, Allah'ın salih ve fena kulları farklı şekilde karşıladığı tezi üzerinde duruyor. Bunu karma anekdotlar ve rivayetlerle destekliyor. Peki bu kadercı yaklaşım, insanın çabası ve iradesiyle bağdaşabilir mi?
Tâbiîn'in büyüklerinden olan Sâbit bin Eslem Benânî hazretleri şöyle anlatıyor:
Bir mümin; Allahü teâlâdan bir şey isterse, Allahü teâlâ bu iş için Cebrâil Aleyhisselâm'ı vazîfelendirir.
O kul "sâlih" ise, Hazret-i Cibrîl'e;
"Bu kulumun ihtiyâcını yerine getirmekte acele etme. Çünkü ben, o kulumun sesini duymayı seviyorum" buyurur.
Eğer "fenâ kul" ise;
"Yâ Cebrâil! Onun isteğini hemen yerine getir. Çünkü ben, onun sesini duymak istemiyorum" buyurur."
● ● ●
Yine o anlatıyor:
Bir kimse vardı ki, babasını bir yerde dövüyordu.
O kimseye;
"Babanı niçin dövüyorsun. Günah değil mi" dediler.
Babası bunu duydu.
Ve onlara dedi ki:
"Bırakın dövsün!"

17