Yazı, tarihi bir İslam aliminin çocuklarına ve öğrencilerine verdiği öğütleri aktararak, takvâ, arkadaş seçimi ve dini görevler arasında emr-i mârufun özel önemini vurgular. Yazar, emr-i mârufun sadece bireysel bir erdem değil, toplumun kaderini belirleyen bir sorumluluk olduğunu ileri sürer; çünkü bunu yapan toplumlar ilahi azaptan korunurken, ihmal eden toplumlar felakete uğrar. Peki, bu mantık günümüz toplumlarında da geçerli midir, yoksa bu düşünce belirli bir dönemin koşullarına mı bağlıdır?
Nâfî bin Abdurrahman hazretleri vefât edeceği zaman çocukları;
"Bize vasiyet edin" dediler.
Cevâben Kur'ân-ı kerîmden bir âyet-i kerîme okudu.
Başını kaldırdı.
Ve çocuklarına;
"Bu âyette meâlen;
(Eğer mümin iseniz Allah'tan korkun! Cehennem ateşine karşı takvâyı elden bırakmayın. Birbirinizle iyi geçinmeyi farz-ı ayn bilin. Allah'a ve Resûlüne itâatten bir nefes ayrılmayın) buyuruluyor" dedi.
● ● ●
Bu zât, bir gence;
"Kötü arkadaşlardan sakın evlâdım! Onlar; Allah'ın merhametini ileri sürüp seni aldatırlar" buyurdu.
Genç sordu:
"Allahü teâlâ merhametli değil mi efendim"
Cevâbında;
"Elbette merhametlidir. Ama azâbı da çok şiddetlidir. Kâfirleri ve günah işleyenleri yakar"

6