Özetle kurban; Allah'a kurbiyet ve teslîmiyet, O'nu tekbîr, tevhîd ve tesbîh etmek, O'na hamd ve senâ etmek, eti ve kanı değil takvâmızı O'na sunmaktır, "takvâ elbisesini" kuşanmaktır. İşte bütün bu zikirleri dillerinden düşürmeyen tüm Müslümanlar, birlik olurlar, hep birlikte, vahdet içinde kardeşliği yaşarlar.
Böylece bayramlar; Müslümanların birbirleri hakkındaki her türlü olumsuz düşünceyi, kırgınlığı ve küskünlüğü bir kenara bırakarak birbirleriyle kucaklaştıkları, kaynaştıkları, barıştıkları kutlu anlar olur.
Son yıllarda, emperyalist şeytanî güçlerin sinsi oyunları sonucu paramparça olan, birbirlerine düşman hale gelip iç çatışmalarla sarsılan Ümmet-i Muhammed, bu kutlu demleri fırsat bilerek, vahdet içinde birleşmeli ve kucaklaşmalıdır. İslâm dünyasında yaşanan bunca sıkıntıların benzerlerinin ülkemize de yaşatılmak istendiği ve tuzak üstüne tuzak, plân üstüne plân hazırlandığı bir süreçte biz de Kurban Bayramı'nı rabbanî ve rahmanî bir lütuf ve fırsat olarak görmeli, birbirimizle kardeşçe kucaklaşmalıyız. Aramıza ekilmek istenen fitne ve ayrılık tohumlarını yeşertmemek için "ümmet bilincini" yeniden kuşanmalı; bütün renkleri, dilleri ve çeşitleri ile tüm müminleri "kardeş" bilmeli, onlarla "birlik" olmalıyız.
"Müminler sadece kardeştir" (Hucurât 49/10). Müminlerin kardeşliği, sözde kalan bir ifade değil, bilakis fiilen yaşanması gereken bir hayat ilkesidir. Kardeş olmak; birbirini veli-dost edinmek, birbirine güvenmek, merhamet etmek, yardımlaşmak ve dayanışmaktır. Efendimiz, bu kardeşliği şöyle tanımlar: "Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkatte müminlerin misali, bir bedenin misalidir. Onun bir organı rahatsız olsa, diğer organları uykusuz ve hararette kalır." (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)
"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi Aranızda selâmı yaygınlaştırın!" (Müslim, İmân 93; Ebû Dâvud, Edeb 142; Tirmizî, İsti'zân 1)

33