Meşveret, şûrâ ve şahs-ı manevî -12: Meşveretten çıkan kararlara küsmek olur mu

Soru-2: "Risale-i Nur cemaatine ve hizmetine zarar verebilecek davranışlarımızı meşverette dile getirip sonra küsmek olur mu Alınmak olur mu Hatasını kabullenmemek olur mu"

Meşverette hak ve maslahat için konuşup, karar çıktıktan sonra küsmek, alınmak ve hatasını kabul etmemek; ihlâs, uhuvvet ve tesânüd düsturlarına muvafık bir hareket değildir.

Meşveretin gayesi, şahsî fikirleri hâkim kılmak değil, ortak akıl ile şahs-ı manevîyi hâkim kılmak için en isabetli olanı bulmaktır. İnsan kendi fikrini samimiyetle söyler; fakat meşveretin kararı kendi fikrine muvafık çıkmazsa buna rıza göstermelidir. ünkü Risale-i Nur'da şahsın değil, şûrânın ve şahs-ı manevînin reyine ehemmiyet verilir. Kendi fikri kabul edilmedi diye kırılmak, nefsin bu meselede payının olduğunu gösterir.

Bu hizmette ihlâsın en mühim düsturlarından birisini şöyle düşünmek gerekir. "Haklı olduğun meslekte ve meselede, haksız olan kardeşine karşı muhabbetini muhafaza et." Bu düstur gereğince meşverette fikir ayrılığı olabilir; fakat gönül ayrılığı olmamalıdır. Fikirler çarpışabilir, kalpler ayrışmamalıdır. Düşünceler teşettüte düşebilir, kalbler birlik olmalıdır.

İnsanın hatasını kabullenmemesi nefsin bir tuzağı ve oyunudur. Risale-i Nur, nefsi dâima itham etmeyi ve kusuru önce kendinde aramayı tavsiye eder. Bir mü'minin "Ben hata etmiş olabilirim" diyebilmesi, ihlâsın ve tevazuun alâmetidir. Israrla kendi fikrini savunmak veya yanlışını kabul etmemek ise enâniyeti kuvvetlendirir ve tesânüdü zedeler. Bu vaziyette ısrar edilirse Risale-i Nur hizmetine ve cemâate zarar gelebilir.

Eğer bir fiilimizin Risale-i Nur hizmetine zarar verdiği meşverette ortaya konmuşsa, buna alınmak yerine teşekkür etmek gerekir. ünkü hakikî kardeşlik, kardeşinin kusuru olsa bile; münasip bir üslûpla kusurunu göstererek hizmeti muhafaza etmektir. Böyle bir ikazı şahsına yapılmış bir saldırı gibi görmek yerine, hizmete yapılmış bir menfaat olarak değerlendirmek daha isabetli olur.

Risale-i Nur ölçülerine göre; meşverette hak namına fikir söylemek vazifemizdir. Meşveret kararından sonra küsüp darılmak ise doğru değildir. Alınmak ve kardeşlere karşı soğukluk göstermek uhuvveti ve muhabbeti zedeler. Hatasını kabul etmemenin enâniyetin bir tezahürü olduğunu bilmek gerekir. Fazilet ise, hatasını görünce memnun olmak, teşekkür etmek ve meşveretin kararına sadâkatle bağlı kalmaktır.

Bediüzzaman bu hizmette "küstüm demeyiniz"1 diye mühim bir düsturu hatırlatır. Hem "İnsan kusursuz olmaz!"2 Kusurumuzu bize hak ve hakikat hesabına, boynumuzda bir akrep olduğunu hatırlatan kardeş misali kabul etmeliyiz. Bizler kusur arayan değil, kusurları tahakkümle değil, lütufla ıslahına çalışma gayretinde olmalıyız. Kusurlar hizmete zarar veriyorsa Allah namına meşru meşveret zeminlerinde konuşup kavl-i leyyinle kardeşimizi o kusurdan âzâde tutmaya çalışmalıyız.