Hür fikir zemini, meşverettir - Meşveret, şûrâ ve şahs-ı manevî-20

Yeni Asya Gazetesi'nde "Meşveret, şûrâ ve şahs-ı manevî" üst başlığı altında yayımlanan on dokuz yazımızda, Risale-i Nur hizmetlerinde meşveretin ehemmiyeti, şûrâ anlayışının mahiyeti ve şahs-ı manevînin vazgeçilmez yeri üzerinde durmaya çalıştık.

Bu seri yazılarımızdan çok sayıda müsbet geri dönüşler ve yorumlar da aldığımızı ilave edebiliriz.

Bu yazıların temel hareket noktası, Bediüzzaman'ın şahsî hâkimiyet yerine meşvereti, tek kişinin reyinin yerine şûrâyı, ferdî enâniyet yerine şahs-ı manevîyi esas alan hizmet anlayışını ortaya koymaktı, kanaatimiz odur ki yazılar bu noktalara vesile oldu inşaallah.

Yazılarda kısaca, meşveretin sadece fikir alışverişinde bulunmak veya bir toplantı yapmaktan ibaret olmadığı üzerinde duruldu. Herkesin fikrini hür, serbest ve samimî bir şekilde ifade edebildiği, delillerin serbestçe müzakere edildiği, hak ve maslahatın arandığı bir karar alma usulü olduğu nazarlara verildi.

Bediüzzaman "Ben zaten bir zemin istiyordum ki, efkârımı onda beyan edeyim."1 cümlesiyle fikirlerini beyan edebileceği hür bir zemin aradığını ifade eder. Onun ortaya koyduğu meşveret anlayışında her fert, kanâatini hür iradesiyle, yalnızca Allah rızasını gözeterek ifade eder. Meşveretin kıymeti ve bereketi de buradan ortaya çıkar. ünkü hakikat, farklı fikirlerin ihlâs içinde ortaya konulmasıyla daha net görünür.

Bediüzzaman'ın hizmet anlayışının gereği olarak meşvereti kuvvetlendirmek, şahs-ı manevîye itimadı arttırmak ve kardeşlik hukukunu muhafaza etmek hepimizin ortak mesuliyetidir.

Seri yazılar boyunca dikkat çekilen önemli hususlardan biri de, meşveretin şeklen var olmasının yeterli olmadığıdır. ünkü meşveretin gayesi şahısları tasdik etmek değil, ortak akılla en isabetli kararı bulmasıdır.

Bir başka önemli düstur, meşveret kararlarına karşı takınılacak tavırdır. Karar verilmeden önce herkes fikrini ve itirazını delilleriyle ortaya koyabilmeli; karar alındıktan sonra ise şahsî kanaatini öne çıkararak kırgınlık oluşturmamalı, gruplaşmaya gitmemeli ve ortak karara sadakat göstermelidir. Şartlar değiştiğinde veya yeni bilgiler ortaya çıktığında kararların yeniden değerlendirilmesi de yine meşveret yoluyla yapılmalıdır.

Bütün bu esasların merkezinde ihlâs, uhuvvet, tesanüd, adalet ve karşılıklı itimad bulunmaktadır. Şahs-ı manevî, fertlerin iradelerini ve fikirlerini yok sayan bir yapı olmayıp; onların ihlâsla katkıda bulunduğu, şahsî arzuların üstünde ortak aklın ve hizmet maslahatının gözetildiği bir birlikteliktir.