Sözler'inde Nur'lar çağlar Üstadım,
O Nur'la değişir çağlar Üstadım,
Sen gideli atmış altı yıl oldu,
Ardından bir tarih ağlar Üstadım.
A. Y.
Her sene 23 Mart'tan itibaren "Bediüzzaman Haftası" adı altında çeşitli merkezlerde programlar tertip edilir, Bediüzzamanı hizmetleri ve hatıraları yad edilerek ruhuna fatihalar ve dualar gönderilir. Mevlâna Hazretleri "Ölüm günüm doğum günümdür" dediği için vefat yıldönümlerinde Şeb-i Arus merasimleri ile anıldığı gibi, Bediüzzaman'ın da vefat yıldönümleri bir bayram havasında geçmektedir. Zira o, ölümü bir terhis tezkeresi olarak görmüş, asıl vatana dönüş ve dostlara kavuşmak olarak kabul etmişti. Onun için Bediüzzaman'ı anma programların da yas tutulmaz, hüzün olmaz. Nur Talebelerinin bir araya gelerek hasret gidermesi, kucaklaşması ve hizmet sevinçlerinin paylaşılması için bir vesile olarak kabul edilir. Ayrıca, başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin, Ashab-ı Kiramın ve Allah dostlarının ruhu için Kur'ân tilavet edilir, mevlid okunur, toplu halde dualar edilir.
Bu anma programlarının bir başka gayesi de, Bediüzzaman'ın telif ettiği ve Kur'ân'ın manevî bir mu'cizesi olan Risale-i Nur'u geniş kitlere anlatmak ve anlaşılmasını sağlamaktır. Zira ahirzamanın hastalıklarının reçetesi, Risale-i Nur'dadır. Cenab-ı Hak, "Yaş ve kuru ne varsa hepsi, Rabbinin katındaki apaçık bir kitaptadır"1 buyurarak, insanın muhtaç olduğu her ne varsa, Kur'ân'da var olduğunu ifade ediyor. Kur'ân'ın manevî bir mucizesi olan Risale-i Nur'da da, bugün insanlığın her derdine çare olacak, her meselesini çözecek reçeteler mevcuttur.
Bu seneki Bediüzzaman'ı an(la)ma programları haftayı aşmış, bir ayı da geride bırakmış bulunuyor. Ankara'da yapılan "19. Risale-i Nur Kogresi" ile Bediüzzaman'ın görüşleri ışığında, "Küresel vicdan, insaniyet ve demokrasi" adı altında yapılan programla, insanlığın bugün içinde bulunduğu buhranlardan çıkış yolları gösterilmiştir.
Deccalizm ve Süfyanizm gibi inkârı ulûhiyet akımlarının dünyayı sardığı, akılların gözlere indiği, maddenin manayı boğduğu, insanlığın manevî cephesinin târûmar edildiği bir zamanda, sarsılan manevî temellerini yeniden yerine oturtulması için Risale-i Nur'a olan ihtiyaç dile getirilmiştir. Hayatı bir cidâl (çarpışma, boğuşma) olarak gören, başkalarını yutmakla beslenen, hakkı kuvvette bilen, saadetini sadece maddede arayan, bütün gayesi, kendi menfaatini düşünmek olan, "Ben tok olayım, başkaları açlıktan ölsün bana ne diyen bir anlayışa karşı, kuvvet yerine hakkı, zulüm yerine adaleti, menfaat yerine fazileti, adavet yerine muhabbeti, mücadele yerine muaveneti ikame edecek çareler gösterilmiştir. Kur'ân eczanesinden terkip ederek insanlığın hizmetine sunulan bu nurlu reçetelerle, âdeta, ahirzamanda yeni bir Asr-ı Saadetin mümkün olduğu dile getirilmiştir.

6