Abdullah Eraçıkbaş'ı tarif et deseler, 3 m ile tarif ederdim. Mülayim, mütevazı, mübarek. Gerçekten de bu üç vasfı üzerinde taşıyan bir insandı.
2014 yılında gazetede editör-yazar olarak çalışmaya başladığımda kendisini yakından tanımış oldum. Daha önceden de tanışıklığımız vardı. İstanbul'a gittiğimde gazeteye uğrar, oradaki çalışanlarla tanışır, sohbet ederdik. Gıyaben tanışıyor olsak da kendisi ile ilk karşılaşmamız 90'lı yılların başında oldu. alıştığım işyerinden meslek içi eğitim için İstanbul'a gittiğimde yine gazeteye uğramıştım. Abdullah Bey ile ilk defa orada karşılaşmıştık. ok samimî ve candan bir dost olarak kucaklaşmıştık. ok fazla işi olduğu halde benimle yakından ilgilenmiş ve bana zaman ayırmıştı. Daha sonraki yıllarda çeşitli programlarda karşılaşmış ve sohbetlerde bulunmuştuk.
2014 yılında gazetede çalışmaya başlayınca kendisini daha yakından tanıma fırsatım oldu. Hep güler yüzlü, samimî, saygılı ve ağırbaşlı bir hali vardı. Üstad Hazretlerinin "edipler edepli olmalı" sözüne uygun bir edebiyatçıydı. Türkçe'nin yozlaşmasına, uydurukça kelimelerle kirletilmesine hiç tahammülü yoktu. Onun için gerek neşriyat hizmetlerindeki çalışmalarında, gerekse Genel Yayın Yönetmeni olduğu zaman zarfında kelime seçimine çok dikkat eder, kelimeler hususunda yazı işlerindeki çalışanları sık sık ikaz ederdi.
Mülayimdi. Gazetede çalıştığım yedi sene zarfında hemen her gün görüşme imkanımız olduğu için hiç bir zaman öfkelendiğini, surat astığını, nezaketinden taviz verdiğini görmedim. Ağırbaşlılığını, efendiliğini, yumuşak huyluluğunu hep üzerinde taşırdı.
Mütevazı idi. Yeni Asya Gazetesinin hemen her departmanında çalışmış, üniversite mezunu olarak başarılı hizmetlerde bulunmuş, hiç bir zaman hizmetleri ile öne çıkmaya çalışmamıştır. Her vazifeye canla başla sarılmış, en güzel şekilde vazifesini ifa etmiştir. Hiç bir zaman makam mevki için çalışmamış, bir nefer olarak davasına hizmet etmeyi tercih etmiştir.

13