Yeni Parti bindiği dalı kesiyor

Yeni Parti, açılımcıların planının en vurucu hedefi egemenliği parçalama fikrine katılmış görünüyor. Başka millet ve etnisite adlarını gerine gerine söyledikleri halde kurucu millete mesafeli duruşları ondan. Atatürk'ün partisinin mirasçısı görünenler kurucu değerlerle aralarının açıldığını Dem çizgisine evrilerek gösteriyorlar demek abartılı bir teşhis değildir.

Son "çerçeve kanun" denen gizli saklı çalışmadan hala haberdar olmadıkları halde "İmzamızın arkasındayız" demeleri, Türk egemenliğine karşı tavırlara götürü pazar girdiklerini söylemeye de imkân veriyor. Çünkü neye imza attıklarını bilmedikleri bugün kendi ağızlarından söylenenlerle ve olanlarla gün gibi ortada.

"TÜRKİYELİLİK"

"OSMANLILIK" DEĞİLDİR

Osmanlı Türkiyesinde son dönemde imparatorluğu bir arada tutmak için geliştirilen Osmanlıcılık fikri ile Türkiyelilik'i aynı zannedenler veya zannettirmek isteyenler var. Oysa Osmanlıcılık İmparatorluk Türkiyesinde birliği sağlamak için bulunmuştu. Şimdiki millet devletleri devrinde Türkiyelilik tam tersi bir işlev için düşünüldü. Türkiye'yi Türksüzleştirme, etnisite, mezhep ve düşünce ayrışmalarına göre parçalamanın temel kavramlarından biri halinde kurgulandı.

Bilinen bütün Türk'lü kavramları, Türkiyeliliğe göre bir bir değiştirme operasyonu yürütülüyor. Bizde bu işlere devlet dâhil olmazsa başarı şansı zayıftır. Şimdi devleti de bir kenarından pojeye sokma gayreti görülüyor. Türk Millî Takımı yerine Türkiye Millî takımı demeye başladılar. Türk Edebiyatı yerine Türkçe edebiyat tabiri de bu takımın gözde kavramlarından. Böyle bir dizi kavramlaştırma zinde güçlerce titizlikle uygulanıyor. Uykudaki büyük güç, hâlâ neler olduğunu düşünecek durumda değil.

OSMANLICILIK TÜRK DEVLETİNİ AYAKTA TUTMA HAMLESİYDİ

Ahmet Vefik Paşa gibi Osmanlıcılık fikrinin öncüleri kısa zaman sonra, Osmanlıcılık'ın ayrılıklara engel olamadığını görerek vazgeçtiler ve Türkçülüğe döndüler. Devletin parçalandığını yaşamışlar ve çok ağır bölünmelerin acılarıyla o günlere gelmişlerdi. Her unsura bir göz ile bakanlar değişmek zorunda kaldılar. Devleti ayakta tutacak fikrin doğrudan doğruya Türklük etrafında şekillenmesi gerektiğini şartlar onlara dayatmıştı.

O dağılma şartlarında değişmeyen devlet tavrına özellikle dikkat etmek lazım. Ahmet Vefik Paşa'nın Meşrutiyet'te Meclis-i Meb'usan Başkanlığı vardır. Müzakereler sırasında Arap ve başka etnisitelerden mebuslar "Biz Türkçe bilmiyoruz, anadilimizde konuşalım" dediler. Paşa'nın tavrı nettir: "Türkçe öğrenir ve sonra gelir bu kürsüde konuşursunuz" der.

Paşa bunu kendi tercihi olarak söylemiyordu. Şimdiki gibi 1876 Anayasası gereği devletin dili Türkçe'ydi. Hatta Türkçe bilmeyenlerin mebus olamayacağı da anayasa emriydi. O dağılma şartlarında bile devlet anlayışından, Türkçeden taviz verilmemiştir. Verilmez. Böyle bir hak yoktu ve anayasaya göre şimdi de yoktur. Dikkatinizi çekerim, bugünün modern Batı demokrasilerinde de yoktur. Nedense bunlar bilindiği halde konuşulmuyor, konuşturulmuyor.

Bizde 1908 Meşrutiyetinden sonra Türkçe hassasiyeti daha titiz şekilde uygulanmıştır. İmparatorluklar çağında bile uygulama budur.

YENİ PARTİ BÜYÜME

ŞANSINI İTİYOR

Yine söyleyeceğim: Gerektiğinde herkesi eleştiririz. CHP'yi de eleştirdik. Yalnız şimdiki mahkeme süreçleri ve gelen butlan kararı ve sonrasında olanlarda Özgür Özel'in Yeni Partisi yüzde yüz mağdur ve haklı görünüyor. Kime haksızlık yapılırsa karşısında olmak lazım. Hakkı savunacağız. Kanunlara uyulmasını savunacağız. Bu konuda düşüncemiz ve tavrımız net.