Türk diplomatları için Monşer tabiri zaman zaman kullanılırdı. İlk kullanılışı Tanzimat değişimleriyle gelen yenileşmeye karşı çıkanların toplu hücumlarının parçasıdır.
İmparatorluğumuz çatırdarken, dünyanın gidişine ayak uydurabilmek için giriştiğimiz reformların temelinde ona göre insan yetiştirme vardır. Hâriciyemiz baştan ayağa yenilenmiştir. Büyük insanlar yetişmiştir. Yüksek başarılar elde edilmiştir. Osmanlı Türkiyesi, Alman birliğini sağlayan Bismarck'ın zirveleştirdiği diplomasi çağında diplomasisiyle öne çıkan bir ülkedir. Osmanlı Türkiyesinin son büyük adamları, sadrazamları (başbakanları) batı başkentlerinde büyükelçilik eden Büyük Reşid Paşa, Keçecizade Fuad Paşa ve Mehmed Emin Âlî Paşa'lardır. Onlar da monşerlerimizdi.
YENİLEŞME DEVLET PROJESİDİR
Tanzimat'ın mimarı Büyük Reşid Paşa'dır. 2. Mahmud'un onayıyla hazırlamıştır. Onun vefatı üzerine Abdülmecid imzalamıştır. Sonra gelen bütün padişahlarımız, Abdülaziz de, 2. Abdülhamid de, 4. Mehmed Reşad da, 5. Mehmed Vahideddin de aynı programı devam ettirmişlerdir. Merkezde eğitim öğretim(maârif) hayatını düzenleme vardır. Eğitim öğretimde mollalar egemendir. Direnmişlerdir. Devlet projesine karşı yoğun propaganda sırasında Monşer tabiri de zamanla kolay yayılmıştır. Cumhuriyet'in tamamladığı reformları hazırlayan Tanzimat ve devamı Meşrutiyet bu şartlar altında gelmiştir.
Bu vesileyle hatırlatalım: Padişahlar içinde batıcılık bakımından en çok hücuma uğrayanın 2. Abdülhamid olduğunu bugünün monşer dalgacıları bilmezler. Despotluğunu konuşuyoruz. Bu tarafı daha önemlidir. En fazla batılı manada okul açan odur. Teknik elemanları, sosyal alanın uzmanlarını, öğretmenleri yetiştiren mektepleri açan, monşerleri yetiştiren Hariciye'yi, dünyanın en iyi kurmaylarını yetiştiren askerî mektepleri güçlendirmeye devam eden odur. Mustafa Kemal ve diğer büyük paşalar o mekteplerden yetişti.
Monşer, Fransızca'nın diplomasi ve dünya dili olduğu zamanlarda bizde de yerleşen bir kavram. "Azizim, dostum" demektir. Monşer, hali-tavrı ve yaşayışıyla batılı gibidir. Onun için yadırganır. Ömer Seyfeddin'in Efruz Bey'i gibi edebiyatta da alaycı bir dille anlatılanlar onlardır. Hariciyecilerimize has bir sıfat haline gelmesi sonraki zamanlardadır. Düpedüz yaftalamadır. Monşerler diyenler, Türk toplumuna yabancı, üstten bakan, biraz snopça bir tipi anlar ve anlatırlar.
YAZ BOZ DÖNEMİNDE MONŞERLER
Son iktidarımız, yakın geçmişin hemen her şeyini değersizleştirme döneminde Monşer tabirine çok sıkı sarıldı. Bilinen mana yanında daha kuvvetle hakaret gibi kullanılır oldu. Halil Akıncı gibi hariciyeciler kendilerine Monşer diyerek bir tür ters algı yarattılar. Yergi dozunun onların kullanışıyla biraz düştüğü söylenebilir. İktidarın karalamaları sonunda da ters bir sonuç doğdu. Monşerliği olumlu manada anlayan ve kullananlar çoğaldı.
Bu tabire takılarak esastan uzaklaşmak olmaz. Bakılacak devletin işleyişi ve hayatımızdır. Devlet algısı ve kurumlar sık değişti. Tanzimat'tan beri geleneği devam eden üç kurumumuz vardı. Ordu, Maliye ve Dışişleri. Son dönemde üçünün de yeri sarsıldı. Özellikle Dışişleri artık fikir üreten, siyasete yol gösteren, devletin önünü açan bir kurum değildir. Bu acı gerçeği acı acı her gün söylesek yeridir. Başka türlü bu yanlış yoldan dönemeyiz
Değişenler sadece kurumlar olmaz. Bıçaklar hemen insana döner. Öyle oldu. Kurumlarla beraber yetişmiş insanları dışarı atmaya başladık. Tanıdığım eski büyükelçileri düşünüyorum. İçlerinde dünya çapında isimler var. Büyük diplomatlar, yani birilerinin şom ağızlarında "Monşerler". Hepsi de emekli.

18