Güçteki alkol derecesi hiçbir içkide yok

Fonzi'nin Ak Parti'de bir dönüşüme yol açacağını düşünenler bu kadar ağır bir soygunun üstü örtülemez diyorlardı. "Üstü örtülemez tamam da suçluların kimliği hep olduğu gibi Ak Partili verilmez" diyenler üç günde haklı çıktılar. 25 yılın gösterdiği buydu ve değişmeyecekti. Bakarsanız yöneten partide kimsenin bir sorumluluğu yok. Bu yağmalar dünyada bile değil, başka bir galakside oldu zaten. Verilen hava bu.

Ortalığa saçılan ağır yağma ve talana rağmen Ak Partililerin bile isteye gidişlerini değiştirmeyecekleri anlaşıldı. "Nasıl böyle düşünebilirler" diyenler bu soruyu sormakta geç kaldılar. 2010 referandumundan başlayarak gücü adım adım bir kişiye verirseniz, denge denetim kalmazsa, şu kural bu kural işlemez olur. Kuralları işletecekler o tek güce bakar hale gelirler. Bu gücü ele geçiren ve kullananlar değişmek istemez.

Bu durumda kesin çözüm için tek ölçü vardır: Biz değişeceğiz. O takdirde bozulan kolay değişir veya gider. Şimdiki âcil durum için "Bu kadar da olmaz" diyerek ses yükseltmek de yeter ve çok şeyi değiştirir.

BU BOMBA DA SİYASET KURUMUNA DÜŞTÜ

Yağma ve talanlar hakkında büsbütün hiçbir şey denmemiş de değil. Muhalefet, bir yıldan fazla bir zaman önce fonlarda bir şeyler oluyor diyor. Yaprak kımıldamıyor. Eski Masak Başkan Yardımcısı Ramazan Başak bir buçuk yıl önceden başlayarak Cumhurbaşkanlığı dâhil her makama başvurmuş. Defalarca suç duyurusunda bulunmuş. Güç sarhoşları "Sen misin bizim yaptıklarımızı açık etmeye kalkan" deyip adamı suçlu ilan etmişler. Hakkında davalar açılmış. Ramazan Bey'le muhalefet de ilgilenmemiş, hiç kimse de. Şaşırmadım, zaten birkaç kişi hariç yazanı-konuşanı da anlamıyor, dinlemiyorlar.

Bunlar bana epeyce şey düşündürdü. İktidarın durumu açık. Dışardan bakan biri bu tür olaylar karşısındaki tavır alışlara bakarak muhalefet partilerinin durumu hakkında da esaslı bir fikir edinebilir. Varacağı sonuç etkisizlikleridir. Bir başka sonuç niçin etkisiz göründüklerini de açıklar: Ak Parti 20 yıldır onları parti ve eşiti saymıyor. Anlaşılacak ve kabul edilebilecek bir durum değildir. Demokrasi sadece bu tavırla bile temelden sakatlanmıştır.

Ağır kaçacaksa da söylemek lazım: Muhalefet bu yok sayılmaya karşı tavır geliştirememenin sonucunu yaşıyor. Millete dediğim dedik üslubuna mahkûmiyet yaşatılmasının bir sebebi de bu.

"PARTİLER DEMOKRASİSİ"

Bizimki bozulmadan önceki haliyle partiler demokrasisidir. İktidardaki de partidir, diğerleri de. Roller eşittir. Tek fark biri "emanet"i almaya hak kazanmıştır. Diğerleri "Ben daha iyi yönetirim" diyerek emaneti alacak olan eşitlerdir. Evet eşitlerdir. Muhalifler gücü verdiklerimizin hareketlerini takip ederek kanunlar çerçevesinde kalmalarını ve halkın hakkını savunacaklardır. Gücü alanın çekineceği yapılardır. Korkulacak rakipleridir.

Türkiye'de birçok şey gibi bozulanlar arasında bu siyasi eşitlik vardır. Muhalefetin uzun yıllar içinde mektep çocuğu gibi öğretmenine parmak kaldırıp izin istemesine benzer bir duruma itildiği görülüyor. Muhalefet de bu pozisyonu benimsemiş psikolojide görünüyorsa ikinci vahim mesele burada görünür.

BOZGUNU HAZIRLAYAN BÜYÜK ADIMLAR

Düzelmek istiyorsak buraya nasıl gelindiğine bakacağız. Milad 15 Temmuz gibi görünse de 2010 referandumudur. 2016 Cumhurbaşkanlığı Referandumu son hamledir. Orada 4.5 milyon mühürsüz oy pusulası kanunun açık emrine rağmen, geçerli sayıldı ve kurallar işletilmedi. Olacak iş değildi, oldu.