Yahya Kemal, "Bizim romanlarımız şarkılarımızdır" der. Şarkı, türkü, şiir tadında ve yoğunluğunda muhteşem bir cümledir. Yahya Kemal'in talebesi Tanpınar bu fikri tekrar ederek düşüncemize yerleştirdi. Üzerinde uzun tahlillere girişilecek bir tespit halinde önümüzdedir.
Şarkılarla türküler öz itibariyle birdir. Aynı haznede yoğrulmuş halkın, görüntüleri şu veya bu olan yaşayışının öz eserleridir ve gören anlayan için toplumun sahih aynasıdır Dolayısıyle isterseniz "Bizim romanlarımız türkülerimizdir" deyin, doğrudur.
Başlığa aldığım "Bayram gelmiş neyime" Urfa türküsüdür. Cemil Cankat'tan bize kalmış hikâyesine hikâyeler yazılacak armağanlardandır. Yine onun derlediği "Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar"la beraber yüreğimizi sızlatır. İlk duyulan manasıyla bir zalime gönül verenin karşılıksız sevgisiyle kara sevdaya tutuluşunun nelere yol açtığını söyler. Yâri gecelerdir. Yüreğine kan damlar. Gelen bayramsa da neyinedir. Bir insanlık durumunu bütün ağırlığıyla duyurur. Türküyü yakanın duygusu olmaktan çıkar ve her dertlinin derdine dokunur. Eserin gücüne bakar mısınız
BAYRAMLAR BAYRAMDIYahya Kemal'in dediği gibi "Biz ölülerimizle beraber yaşarız". Çocukluğumdan hatırlarım, öyle hisseder ve öyle sayılırdık. İlk iş gidenlerin anılmasıydı. "Biz yalan dünyadayız, onlar gerçeğindeler" denirdi.
Bizim Yahyalı'da bir önceki bayramdan sonra gidenlerin evinde "ilki bayramı" edilir. Memleketin her köşesinde benzer âdetler vardır. Bayramda mezarlıklar insan selini ağırlar. Kalanlar hüzünle hatıralarını anarken, anılmakla bayram edenler gidenlerimizdir. Biz, gidenlerimizle yaşar ve bayram ederiz.
Dünyanın, hayatın hakkını vermeye, gülüp eğlenmeye, yemeye-yedirmeye sonra sıra gelir. Orada da fakir fukarayı gözetme ilk iştir. Sonra aileye, yakın çevreye dönülür. Dengeye bakar mısınız Bunu hakkıyla yapan bir toplumda âhengi düşünün! Husumetin, kıskançlığın, hasedin hızı kesilir. Zenginle fakir arasında akış devamlıdır. Düşmanlık olmaz. Evet olmazdı.
Bayrama en çok sevinecekler çocuklar, hastalar, dertliler, ihtiyaçlılardır. Benim çocukluğumda onlara bayram ettiren bayrama bayram denirdi.
"BAYRAM O BAYRAM OLA!""Nerede o eski bayramlar" nostaljisi değil bu. Şimdiki bayramların bayram olamayışı geçmişe özlemin bu türlüsüyle açıklanamaz. İçine düştüğümüz boğaz derdi, ayrışma ve kapışma, yalan dolan, yağma-talan, gücü yeten yetene hâli ve "Atı alan Üsküdar'ı geçti" kapkaççılığı canımızı yakıyor. Elle gelen düğün bayram değil bu. Onun için bozuyor. Tadınızı daha fazla kaçırmak pahasına bu hatırlatmalarda bulunmazsam vicdan ve insafı kaçırmaktan korkarım.
Müstakımzâde'nin hat sanatıyla ilgili her harfin bir meleği olduğunu temsil ederek söylemesi ve onu kaybettiğimizi duyurması hayatımız için de doğrudur. Evet o ruhu kaybettik. Hem de din iman diyerek kaybettik.
Benim çocukluğumda bu ruh henüz tam kaybolmamıştı. Bayram, ışıklı manalarıyla asık yüze güller gönderirdi. Çoğu dertler de bayram sevincine saygıdan verdiği acıya ara vermiş görünürdü. Bazı acılar dinmezdi de bilinir, görünür ve paylaşılırdı.

33