29 Ekim 1923'te kul olmaktan mı kurtulduk

Beş yıl önceye kadar Çankaya Belediyesi her Cumhuriyet Bayramı'nda her yere afişler asardı. Sonuncusu şuydu: "Kula kulluk etmeyişimizin 97. yılı kutlu olsun." "Ne söylüyor" diyenler için açayım: Cumhuriyet'ten önce dedelerimiz padişahın kölesiymiş.

TRT yıllarında bu ezberlerle hemen her programımda karşılaştığım için iyi biliyorum. Kafalar hakikaten 1923'le sınırlıdır. Ötesi karartılmıştır ve ışık açana savaş açılır. Bilmezler ve bilmek ihtiyacı duymazlar. Bir iki slogan yeter. Atatürk'ü de bilmediklerini bugün "Atatürk'ün partisiyiz" diyenlerden biliyoruz. Türk diyemeyişlerinden biliyoruz. Sormaktan kendinizi alamazsınız: Türksüz cümle kurmayan Atatürk'ün bunlarla bir olması mümkün mü

Memlekette renk bol. Tam tersi bir kafa da var. Sadece Cumhuriyet'in değil, yenileşme dönemi denen Tanzimat-Meşrutiyet dönemlerinin getirdiklerini ortadan kaldırmaya ahdetmiş olanlar. Osmanlıyım diyen bu zümre de Osmanlıdan uzak görünüyor. Bir kere o karşı çıktıkları her şey Osmanlı Hanedanı'nın hararetle uygulamaya koyduğu yenilikler. Bakınca Osmanlı da bunları kapıya koymazdı demekten kendinizi alamazsınız. Dahasını yeri gelince konuşuruz. Biz kulluğa dönelim.

ŞİMDİKİ KULA KULLUK KAFASI

Türkiye bir cehalet denizinde yüzüyor. Koca koca adamlar, Osmanlı zamanında insanların kul köle olduğunu zannediyor.

Hadi slogan bağıran bağırıyor, düşünmeye, araştırmaya gerek duymuyor. Bilenlerden doğru dürüst bir bilgilendirme de gelmiyor. Tarihçiler, edebiyatçılar, sosyologlar seyrediyor. Bir iki defa İlber Hoca kızdı, köpürdü ama anlamaya çalışanın yolu kahkahalarla kesildi.

"Kul" Türkçe bir kelimedir. Bildiğimiz manası yanında, Dîvân-ı Lügaat-it-Türk'e göre de "sadık, hizmetçi, bağlı" manaları var. Osmanlı Türkiyesi bu kelimeyi değişik manalarıyla kullandı. Çoğu dilimizde yaşıyor.

Osmanlı klasik döneminde "Kul Sistemi", "Devşirme Sistemi"yle de ilgisi olan özel bir uygulamadır. Padişaha bağlı "Kul taifesi" için sıkı kurallar getirilmiştir. Onlar da hür insanlardır ve devlet yönetiminde yerleri önemlidir. Ciddî bir tarih kitabına, bir ansiklopediye bakıp bunları öğrenmek mümkündür.

DÜNÜN KAVRAMI BUGÜNÜN DEĞİL

Kul kelimesine yakın diğer iki kavram teb'a, reaya'dır, yani yönetilen halk. Reaya'ya da kul dendiği olur. İşinde gücünde hür insanlardır. "Sadık vatandaş" gibi götürü usulde padişaha-devlete bağlılığı anlatır. Tanrı'ya kulluk pek tabii ayrı kavramlarla ifade edilir. Arapça abd kul demektir, ibadet de kulluk.

Kavramların kullanıldığı zamana ve şartlara bakmak lazım. Mesela, bugün Özbekistan'da vatandaş karşılığı "fukara" tabiri kullanılır. Bildiğimiz fakirin çoğulu fukara. Kimse de çıkıp "Biz fakir olarak anılmak istemeyiz" demez. Diyelim ki bir zaman geldi ve değiştirildi, Özbekistan Türkleri "Fakir olmaktan kurtulduk" diye bir asır davul mu çalacaklar

İşte biz, "kul olmaktan kurtulduk" derken böyle cahillik ötesi, geri ve ilkel bir tablo içindeyiz. Padişahlar "Kullarım" derken "kölelerim" demek istemez. Bugünkü "Vatandaşlarım" hitabının o devirlerdeki karşılığıdır.

"BENDENİZ-KULUNUZ"

Kul, günlük hayatta da yaygın kullanılır. İki yüz yılın eserlerini okuyunuz. Şiirler, romanlar, hikâyeler, "kulunuz" hitaplarıyla doludur. İncelik ve alçakgönüllülük hitabıdır. Medenîlik gereğidir. Zamanla Türkçe "kul" yanında Farsça "bende" de Türkçe ekle "bendeniz-kulunuz" şeklinde dilimize yerleşti.