"Biz bu adaletsizlikle mi yaşayacağız Biz böyle nasıl devam edeceğiz"
ukurova Üniversitesi'nin dev salonundan yükselen bu çığlık fırtınalar yarattı. Adana 33. Altın Koza Film Festivali'nin ödül törenindeydi. Maden işçisinin torunu olan, en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Hazar Ergüçlü'nün konuşmasında, "Madenci çocuklarını ağlarken gördüğümde ben yaşamaktan, aldığım nefesten utanıyorum" demesi, bu ülkede emeğiyle yaşayan; soygunculuk, sahtekârlık, hırsızlık, dolandırıcılık, hainlik yapmayan milyonların sesi oldu.
Sadece o değil, ödül alan herkes, ülkede süregelen çürümüşlüğe dikkatleri çekti. Festivalin ayrıntılarını Mehmet Aman okurlarla paylaştı, tekrarlamayacağım. Benim en büyük ödülüm ise sevgili başkan Zeydan Karalar'la kucaklaşmak oldu!
İĞDEM MATERGünlerdir elimden düşmeyen bir kitap var. iğdem Mater'in ilk kitabı. O genç bir sinemacı, belgeselci, gazeteci. Dört yıldır hapiste. Neden mi
Suçsuz olduğu için. ekmek istediği bir filmi çekemediği için. Katılmadığı bir toplantı için. FETÖ artığı firari bir savcının toplandığı delillerle hazırlanmış iddianameyle suçlanıp kendi rızasıyla yurtdışından güzel ülkemize dönüş yaptığı için. Sonunda gerekçeyi "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım" diye belirlediler! Özetle, milyonların katıldığı "Gezi davası"nın tutsaklarından biri. 18 yıla mahkûm oldu. Bir diğer meslektaşı Mine Özerdim gibi. Duruşmalardan birinde, "Eğer bu iddianame film senaryosu olsaydı tutarsızlıklar nedeniyle, kabul edilmezdi" gibi bir şey dediğini anımsıyorum. Suçlama, İstanbul'da şu gün şu toplantıya katıldı diyor. Oysa o gün o saatte İzmir'de sahnededir kendisi. Suçlayan, işte fotoğrafı var diyor. Oysa öyle fotoğraf yok, hiç olmamış! Neyse...
Sevgili iğdem, burası film seti değil, ciddi bir ülke! "Hukuk devleti" bile dendiği oluyor.
Hapishanede yazdığı, annesi Nadire Mater'e, "Hayatın verebileceği en iyi arkadaş" diyerek adadığı bu ilk kitabın adı, "Tuhaf, Saçma, Neyse... İçeriden Dışarıya Bakmak" (İletişim Yayınları).
Bu gerçekten "tuhaf" kitap adını şöyle açıklıyor yazar:
"'Tuhaf, saçma ve neyse' hapishane maceramı özetleyen üç kelime haline geldi. (...) Benim güzel, beş harfli sözcüklerim, zihnimdeki kompartımanları ayıran işaretlere dönüştü. Mahkeme, yargılama, adalet, hapishane gibi 'şeylerin' olduğu kompartıman 'tuhaf' ve 'saçma'ydı, kalan her şey ise bu tuhaflık ve saçmalıklara 'neyse' dediğim, nefes aldığım, ruhumu ve zihnimi şartlar elverdiğince berrak ve zinde tuttuğum kendi özgürlük alanım."
ÖZGÜRLÜK-TUTSAKLIK ARASINDAKitaptaki yazıların, kimilerini daha önce okumuştum, kimilerini ilk kez okuyorum. Ve iğdem Mater'e hayranlığım çoğaldıkça çoğalıyor. Evet dört duvar arasında tutsak tutuluyor, anormal koşullarda, tahmin yürütemeyeceğiniz tuhaflıklar ve saçmalıklarla uğraşmak zorunda. Ancak gözlemciliğini, ayakta durma gücünü, hayata çok yönlü bakma ve merak etme tutkusunu, eleştirel bakma yeteneğini, çarpıcı saptamalarını, en önemlisi de mizah anlayışını hiç ama hiç eksiltmiyor. Bu özellikler ona müthiş bir özgürlük veriyor.
Daha önce okuduğum hiçbir hapishane kitabına benzemiyor. Umutsuzluk yok. Neşeye, umuda, mücadeleye her daim açık bir zihin ve bir yürek... Neşeli bir kitap!

13