Araç kullanmayı bilmiyorum; ehliyetim bile yok, 40 yaşındayım.
Şoförün hemen yanındaki koltukta oturmayı, etrafı ibret nazarıyla izlemeyi daha çok seviyorum.
Bir şoför çocuğu olarak hem de!
Diğer taraftan; el, ayak ve gözlerin muazzam koordinasyonunun eseri olan araç sürme etkinliğine, bu alanda uzman olmaya da imrenmiyor değilim. Trafik zekâsı, şoför sezgisi diye bir şey kesinlikle var. Sürücüsüz araçlar bu sahayı on yıl içinde domine edene kadar bu performansı kimi zaman imrenerek, kimi zaman ibretle izlemeye devam edeceğiz.
Trafik ve araç kullanımı söz konusu olduğunda, özellikle Türkiye ziyaretlerinde hayretimi mucip olan bir husus var: yollardaki birbirine paralel yatay çizgiler.
Muhtemelen Türkiye'de araç kullananların çoğu bunun anlamını bilmiyor ama ecnebiler buna halk arasında "zebra" diyorlar. Trafik terminolojisindeki adı ise yaya geçidi.
Arabaların bu çizgileri görünce yavaşlamaları, hele hele üzerinde yola çıkmaya teşebbüs eden bir canlı varsa zinhar durup yol vermeleri gerekiyor.
İbretlik bir sosyal deneyde hiçbir aracın durmadığını, durmaya meyleden tek bir araca da arkadan başka bir aracın vurduğunu izlemiştik.
Belgesellerde aslanları gören zebraların gaza basması alelade bir sahne. Fakat zebrayı gören aslan şoförlerin gaza basması, herhalde National Geographic ekibinin yol kenarına kurduğu kameralarla yakalayıp davudi bir ses eşliğinde hikâyeleştirmek isteyeceği yaban hayatı sahnelerinden olsa gerek.
Zira medeniyetle ve medenilikle hiçbir alakası yok.
Bu nevi görüntüler kaydedildiğinde ya National Geographic gibi vahşi hayatı belgeselleştiren kanalların işine yarayacak ya da mahkeme-i kübrada dev ekranlardan izlettirilecek.
Zebraların vücutlarındaki mucizevi çizgiler; vücut ısılarını korumaları, sinekleri defetmeleri ve en önemlisi de yırtıcıları şaşırtmaları için kendilerine lütfedilmiş özellikler.
Fakat yollardaki bu paralel çizgiler, bizim masum yayalarımızı trafikteki yırtıcılardan korumaya yetmiyor anlaşılan.

10