Karikatüristler mizaha karşı

Bir sağlık sorunu nedeniyle birkaç günlüğüne İstanbul'a geldim. Allah'ın sevgili kuluymuşum, ikinci ya da üçüncü gün bir telefon aldım: Büyükçekmece Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube'den arıyorlardı. Konu bir karikatür.

Karikatürü ben çizmedim. Esprinin güftekârı da ben değilim.

Söz konusu karikatürde dini ve manevi değerleri aşağılayan bir unsur yok.

Eee, o zaman

Fıkra bu kadar, demek isterdim ama değil...

Bir siber güvenlik uzmanı olarak kendisini polis, asker, bilumum devlet yetkilisi olarak tanıtıp para isteyenlere karşı bir nebze şerbetli olduğumdan birkaç sorudan sonra gelen telefonun sahih bir telefon olduğuna kani oldum.

Arayan polis memuru "Malta Haber'in sahibi siz misiniz" diye sordu.

"Buyurun evet, kurucusu benim."

"Hakkınızda şikâyet var."

"Sübhanallah. Kim bizi şikâyet etmiş ki, konu nedir"

"Kaçakçılık ve Mali Suçlar."

"Hasbinallah, kimin keyfini kaçırmışız"

Biz olsa olsa ancak Malta'dan Türkiye'ye; Türkiye'den Malta'ya haber kaçırmışızdır. Bu da kamunun faydasına olarak diye düşünerek es veriyorum...

"Buyurun, konu tam olarak neymiş" diye sordum.

2022 yılında bir konuk yazarımız "Hello! İngilizce'yi nasıl öğreneceğiz" başlıklı bir yazı yazarak, kendisine çok sorulan bir soruda şahsi tecrübeleri ışığında birkaç öneri paylaşmış.

Yazıda da iki tanecik karikatür kullanmış. Tamamen espri amaçlı, İngilizce öğrenme hakkında daha önce yayımlanmış, yumurta kafalı karakterlerin olduğu iki karikatür. Diğer karikatür sahibinin kulağına su kaçırmayalım ama bize dava açan karikatüristin yasal temsilcileri büyük bir başarı göstererek; dört yıl sonra bizi paçamızdan kıskıvrak yakalamışlar.

"E peki ne yapmam lazım memur bey" diye sordum.

"Gelip ifade vereceksiniz..."

"Benim yerime avukatım savunmamı iletebilir mi Ben normalde yurt dışında yaşıyorum, bir sağlık sorunu nedeniyle şu an Türkiye'deyim ama..."

"Hayır, sizin gelmeniz lazım. Yoksa yurt dışında ikamet ettiğiniz gözüküyor, ülkeye giriş çıkışta sorun yaşarsınız; savcılık yakalama çıkartırsa gözaltına alınırsınız."

İnanılır gibi değil...

Bir yolunu bulup onca işin arasında Emniyet Müdürlüğü'ne gidip ifademi verdim. Sağ olsunlar, güler yüzle karşıladılar.

Beni gören komiser bey, "Karikatür de komikmiş ha!" diyerek gülümsüyordu.

"Evet, güzel karikatür... Akıbeti de güzel olur inşallah," dedim.

İfademizi verdik. Komiser bey, bu ve benzeri pek çok telif hakkı dosyasıyla muhatap olduklarını da belirtti.

Elbette eser sahipliği, müessire eseri hakkında tasarruf hakkı tanır, amenna! 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu birçok istisna ile beraber; bu hakkı koruma, eser sahibinin hakkını teslim etme konusunda bir pozisyon alıyor. Eserin alenileştiği durumda dahi, yani kamuya yönelik yazarın kendi tasarrufu ile paylaşılmasından sonra dahi, eğitsel amaçlı, örneklem amaçlı, ticari bir fayda üretmeksizin kullanılmasını istisnalar olarak tanımlıyor.

Eser sahibi yine de kullanılmasından rahatsız mı Hay hay, yasanın Ek Dört maddesi diyor ki, "Kardeşim, içerik sağlayıcıya ulaşın, üç gün mühlet verin."

Ben hukukçu değilim ama usul olmadan vusul olmayacağını da herkes gibi biliyorum. 2007'den itibaren telif hakkı trollüğünü internet kullanıcılarının üzerinde sallanan bir Demokles kılıcına dönüştüren hukuk büroları; bu usuli gerekliliği işletmemekten yana. Neden peki Onlar doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunup dava açmak; bizim örneğimizde olduğu gibi kişiyi panikletmek; sonrasında da uzlaşalım; bakın şu kadar avukatlık masrafı var, bunu ödeyin dosya kapansın, şikâyetimizi çekelim, niyetindeler. Strateji sanırım bu. Haksızlık etmek istemiyorum ama birçok örnekte aynı örüntünün tekrarlandığını görüyoruz.

Bugün bir avukatlık ücreti nereden baksanız 50-70 bin TL bandında seyrediyor. Bu işten eser sahipleri kazanıyor mu bilmiyorum, belki de hukuk büroları onlara da komisyon veriyordur; ama kaybedenin halk olduğu, evet kamu hazinesi olduğu kesin. Neden mi böyle düşünüyorum, durun onu da anlatayım...

Suç duyurusundan haberdar olduğumda ilk yaptığım işlerden biri görseli Google'da aramak idi. Biliyorsunuz Google'da görsel ile arama şeklinde bir seçenek var. Karşıma binlerce farklı örnek çıktı. Twitter'da (bugün X), Facebook'ta, Pinterest'te söz konusu karikatürün paylaşılmış binlerce örnegi... Kimisi 2015, kimisi 2018 yılından. Dolayısıyla "İngilizce komik karikatürler" şeklinde bir arama yapsanız muhtemelen bu sayfalardan birini siz de göreceksiniz. (Aman ha, sakın kullanmayın bir yerde!)

Biz karikatüristlerin imzalarını hemen sağ alt köşede (ekseriyetle) görmeye alışmış bir kuşağız. Ben naçizane Cem Yılmaz'ın, Sefer Selvi'nin, Musa Kart'ın, Nuri Kurtcebe'nin, eskilerden Oğuz Aral'ın çizgilerini bu imzalardan tanıyıp sevdim... Nev-i şahsına münhasır çizgilerine aşinalık kesbetmek hep sonradan oldu.

Fakat bu davaya ve internetten benzer hikâyeleri okuduğum vakalara konu olan eserlerde böylesi bir imza yok. Acaba birileri kesip internete bu şekilde mi basıyor deyip, eser sahibinin Instagram hesabına girdim, orada da yok... Eser sahiplerinin böylesi bir tercihi var herhalde... Neden Bilmiyorum!

Bizim davamızdaki müştekinin, yani şikâyetçi karikatüristin, davaları epey eskiye gidiyor. Ekşi Sözlük'te Komik Büro örneklerinden sonra gündem başlıklarından biri de bu çizer.

Belki yüzlerce dosyada müşteki olan ve eserlerinin izinsiz kullanımından rahatsızlık duyan çizerin ve yasal temsilcilerinin, karikatürlerin paylaşıldığı Instagram hesaplarında buna ilişkin herhangi bir uyarısı yok. Bu çok ilginç...

Ben şahsen, ufacık bir ihtarla muhatabı belli olan bir siteden kaldırılabilecek bir içerik için yasanın öngördüğü usuli yolu terk edip savcılığa başvurmayı; hem adliye kalemini, hem kolluğu hem de biz vatandaşları uğraştıran iyi niyetli bir çaba olarak görmüyorum.

Bir şeyden rahatsız olursanız ne yaparsınız Özel mülktür girilmez yazısı yazarsınız, izin almadan kullanamazsınız yazarsınız, garaj önüdür park yapılmaz yazarsınız, buraya çöp atanın... yazarsınız. Yazarsınız da yazarsınız...

Ama yok...

Şikâyetten haberdar olur olmaz cizere ulaşmaya çalıştım; ulaşamadım. Üçüncü kişilerden mesaj alımına kapalıydı hesabı. Sonrasında Uykusuz dergisinden bir yetkiliye ulaştım.

Derginin bu işte bir dahli olmadığını, kimseye dava açmadıklarını, davaları karikatüristlerin avukatlarının açtığını söylüyor...

Günler sonra (herhalde ısrarlı aramalarımızdan bıkarak derginin kendisini uyarması sonucu) cizerden de bir yanit aldik: davaları dergi avukatlarının açtığını, kendisinin bilgisi olmadığını belirtti.

Her iki taraf da, hem dergi hem de çizer, eserlerine teveccüh gösteren okur ve takipçilerini, hiçbir ihtarda bulunmadan telif trolü hukuk bürolarıyla aynı odaya kapatmaktan hicap duyuyor olsalar gerek. Haklılar; ben olsam ben de hicap duyardım...

Ben bunu neye benzettim biliyor musunuz Yıllar önce şehir içi otobüslerde böyle bir furya vardı. Otobüsün hareket etmesine birkaç dakika kala, ellerinde tepsilerle birkaç kişi içeri girer; güler yüzle yolculara "ikram" gibi görünen limonata bardakları dağıtırlardı.

İkram sanıp bir yudum alan da, bardağı yalnızca eline alan da birkaç dakika sonra Hanya'yı Konya'yı anlardı. Çünkü hemen ardından başka biri belirir, boş ya da dolu olduğuna bakmadan bardakları toplamaya ve parasını istemeye başlardı.

Ya bu ikram değil miydi, demenizin hiçbir kıymeti harbiyesi olmazdı.

Şimdiki görüntü adeta böyle. Hiçbir imza, eser sahibine işaret eden bir emare, eser sahibinin memnuniyetsizliğini yahut memnun olacağı şartlarını belirten hiçbir ibare olmadan paylaşılıyor... Sizler gülüyorsunuz; etrafınızda paylaşıyorsunuz; sonra birileri gelip boş bardakları ve paraları toplamaya çalışıyor...