Müslüman coğrafyada, özellikle Ortadoğu'da bugün en çok tartışılan kavramların başında "ümmet" geliyor. Ancak bu tartışma, ne yazık ki çoğu zaman derinlikli bir muhasebeye değil; taraflaşmaya, saf tutmaya ve birbirine ayar vermeye dönüşüyor. İslam'ın kurucu kavramları, hakikat üretmekten çok, konum belirleme aracı hâline geliyor.
Oysa asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Ümmet, tek seslilik midir; yoksa ortak bir vicdan mı
İslam Ne Söyler
İslam'ın kurucu metinleri bu soruya oldukça berrak bir ilke üzerinden cevap verir: Zulme karşı durmak, kimden gelirse gelsin; mazlumdan yana olmak, kim olursa olsun.
Kur'an'da adalet, sadece "bizden olanı" koruyan bir refleks değildir. Adalet; inanca, kimliğe, mezhebe, etnisiteye ya da siyasi aidiyete bakmaksızın herkese karşı taşınması gereken ahlâkî bir sorumluluktur. Peygamberin sünnetinde de merhamet, yakın çevreyle sınırlı değildir; toplumsal bir ilke, kamusal bir tutumdur.
Bu nedenle ümmet, aynı sloganları atanların değil; aynı vicdanî eşiği paylaşabilenlerin birlikteliğidir.
Bugün Ortadoğu'da ümmet kavramı çoğu zaman birleştiren bir ahlâk zemini olmaktan çıkmış; itaat, sadakat ve hizalanma talebine indirgenmiştir. Farklı düşünen, itiraz eden ya da başka bir tarihsel hafızadan konuşan Müslümanlar; kolaylıkla "fitne", "yanlış saf", "ümmete zarar" gibi etiketlerle dışlanabiliyor.
Bu dil, İslam'ın çoğulcu adalet anlayışından değil; bölgenin uzun süredir taşıdığı otoriter siyasal kültürden besleniyor. Güvenlik, istikrar ve beka söylemleri; vicdanı ve hukuku askıya almanın gerekçesi hâline getiriliyor. Oysa İslam geleneğinde güvenlik, adaletin alternatifi değil; onun sonucudur.
Tek seslilik talebi, çoğu zaman hakikati değil; kontrolü hedefler. Ümmetin ahlâkî sınırlarını genişletmek yerine, onu daraltır. İslamî kavramlar bu noktada birer tehdit diline dönüşür: "Furkan", "fitne", "doğru saf" gibi kavramlar; hakikati çoğaltmak için değil, susturmak için kullanılır.
Oysa hakikat, zorla aynılaştırılarak korunmaz. Hakikat; adaletle, sabırla ve tutarlılıkla ayakta kalır.
İnsan Hakları: İslam'ın Yabancısı Değil, Özüdür
Ortadoğu'daki tartışmaların en sorunlu başlıklarından biri de insan haklarıdır. İnsan hakları, kimi çevrelerde hâlâ "Batılı", "ithal" ya da "İslam'a aykırı" bir söylem gibi sunuluyor. Bu, hem tarihsel hem ahlâkî bir yanılgıdır.

20