Sizin paranız 1999 depremlerinde niçin bir halta yaramadı
ZEKERİYA SAY
Takvimler 27 Aralık 1939'u gösteriyordu.
Gece yarısı saat 01:57'de meydana gelen 7.9 şiddetindeki depremle, Erzincan tarihinin en büyük sarsıntısını yaşadı. Bu dehşet verici depremde tam 116 bin bina yerle bir olurken, 32 bin 962 kişi öldü. Yüz binden fazla vatandaş da yaralandı. Yaralıların bir kısmı, eksi 20 dereceye varan soğuk nedeniyle ya donarak ya da devrilen sobalardan çıkan yangınlarda yanarak can verdi. Depremden sağ kurtulanlar ise adeta moloz yığınına dönen kentte, kışın ortasında aç biilaç kalmıştı.
Cezaevinden toplanan mahkûmlarla enkaz altında kalan insanları kurtarmaya çalışan dönemin CHP'li İsmet İnönü iktidarı, depremzedeleri adeta yüzüstü bıraktı. Depremden 4 gün sonra Erzincan'a giden ve 15 gün sonra Ankara'ya dönerek Meclis'e bilgi veren dönemin İçişleri Bakanı Faik Öztrak, ''Felaketten kurtarmak için her şeyi yapmak lazım iken vatandaşlarımızın bazı tecavüzlere uğradıkları rivayetini duydum. Mesela bunlardan bir tanesi, bir kadın enkaz altında kalmış, kolu dışarda imiş, bileziklerini almak için kolunu kesmişler, bu kadın şimdi hastanede imiş. Başka bir rivayet, yağma olmuş, hırsızlık olmuş." sözleriyle, felaket bölgesinde yaşanan yağma ve hırsızlığı anlatmıştı. Bazı gazetelerde, her hane sahibine hükümet tarafından sadece 8'er adet çivi verildiği öne sürülürken…
Dünyanın muhtelif bölgelerinden yağan yardımlar ise çoğu zaman felaketzedelerin eline bile ulaşmadı.
Örneğin, CHP zihniyetinin 6 Şubat 2023 depremlerinde Ahbap Derneği'ne haklı olarak ücreti mukabilinde çadır verdiği için eleştirdikleri Kızılay'ın o günkü yöneticileri, Erzincanlı kadınlar için Amerika'dan gönderilen kıyafetleri Ankara sosyetesine sattı.
Komünist Şair Nazım Hikmet, yoksulluktan bütün memleketin kan ağladığı dönemde gerçekleşen korkunç felaket sonrası yazdığı "Kara Haber" şiirinde,
"Kesemden verecek şeyim yok, yüreğimden verdim" sözleriyle, ülkede yaşanan sefaleti mısralara döktü.
Malum zihniyetin iktidarında yaşanan en şiddetli depremlerden biri de 17 Ağustos 1999'da gerçekleşti. Marmara bölgesinde gerçekleşen 7.4 büyüklüğündeki depremde, resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. Depremin ardından anında harekete geçen Almanya Belçika, hatta İsrail hükümetleri, hazır olan kurtarma ekiplerini göndermek için o sıra can çekişen insanlara rağmen mışıl mışıl uyuyan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in uyanmasını bekliyordu.
Herkesin "Nerede bu devlet" diye inlediği sırada, 28 Şubat'ın habis postalcı zihniyeti tarafından "irticaî kuruluşlar" diye yaftalanan İslami STK'lar ile Milli Görüş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi olmasa, depremzedelerin hali perişandı.Yakınlarını kaybeden felaketzedeler Kızılay'ın sattığı kefenin parasını bulmak için kara kara düşünürken, "Karaoğlan" lakaplı Bülent Ecevit, depremzedeler için gelen yardım paralarıyla memurların maaşlarını ödüyordu. Gölcük izlenimlerini, 22 Ağustos 1999 tarihli Milliyet gazetesinde "Eli, kolu kesilenler" başlığıyla aktaran Gazeteci Ahmet Tulgar; "Enkaz altından bazı cesetlerin eli, kolu kesik çıktığı haberleri halkı korkutuyor. Herkes bunun depremde ya da kurtarma çalışmaları sırasında kaza sonucu olduğuna inanmak istiyor" diyerek, 60 yıl önce Erzincan Depremi'nde yaşanan rezil hırsızlığın tekrarlandığını dile getiriyordu. Marmara Depremi'nde yıkılan 94 bin ev yerine yapılacak kalıcı konutlar için acele etmesi gereken dönemin DSP liderliğindeki koalisyon iktidarı; "Hiç kimse aç ve açıkta kalmayacak... Devlet yaraları saracak" diye sözler verirken…
O dönem Bayındırlık ve İskân Bakanı olan İP'li Koray Aydın ise

92