Heykelle dertleşmek de neyin nesidir

"Heykel; sanatkârın sanat dehasıyla yoğrulduğu zaman akan su, kabaran deniz, bitmeyen çağdır.

Emellerin dirildiği, güzellerin vurulduğu, şahikaya erildiği dem. Şiir gibi asırların kulağına akseder, şarkı gibi nesilleri mest eder. Bir taşın kıvrımında bin arzu yatar, bin sevdayı bir büklüm hatırlatır. Bir nakış, geçmişin özlemini gönüle işler, bir dalga tarihten neler uyandırır, ne seziler İnsan, heykelde biraz ölmezlik ister; nesilden nesle kalan bir devam nişanesi.

Heykel bu; Sanat dehasıyla göklere açılmış el. Donmuş fakat çok canlı bir ahenk fıskiyesi.

Heykel bu; Güzelin ve güzellik aşkının rumuzu. Ezel ve ebed sevdasının bir mermer parçasında, bir tunç dalgasında şahlanışı.

Heykel; Çağları aşan bir sanat vaveylası, fani insanın ölümsüzlüğe hasreti.

Heykel bu; İnsanları delalete süren bir kırbaç değil.

Heykel; Putlaştırılan taş değil.

Heykel; Vicdanlara dikilmiş baş değil.

Heykel; Her köşe başına, her meydan her menfeze rekzolunmuş aç değil.

Heykel; Ubudiyet sebebi.

Heykel; İsraf sebebi.

Heykel; Dalkavukluk sebebi.

Heykel; Nesilleri şaşırtmaca sebebi değil.

Heykel; İnsanların putlaştırılması değil.

Heykel; Aç vatan çocuklarının, ayıp yerlerini örtmekten aciz zavallıların kemikleri üzerine dikilmiş, her görüşte vicdanları sızlatan değil.

Heykel; Her cıvık, cılk elin millet kesesini, millet terini, millet vicdanını kurban edeceği tepegöz değil."

Yukarıdaki sözler bana ait değil

Sabri Baki İslamtürk, bundan tam 72 yıl önce, insanlar yiyecek ekmek bulamazken, ülkenin kaynaklarının betona aktığını görünce, böyle bir "heykel" tarifi yapmıştı.

İslamtürk'e göre heykel;

En fazla "geçmişin özlemini gönüle işlemeliydi."

Yani kısacası "sanat" olarak kalmalıydı.

Heykeli böyle anlamayanlar için de bir öneride bulunmuştu:

"Heykel dikmek, dalkavukluk etmek, istediğine tapınmak Bunlar sahiplerine ait İsteyen evinin bahçesine, taraçasına, damına, bacasına, her köşesine diker" demişti

Öncelikle şunu ifade etmek isterim.

Bir Müslüman olarak ben heykelin "sanat" olanına da "put" olanına da karşıyım.

Tercihim; heykele harcanacak paranın hizmete harcanmasıdır

Sultan Abdülaziz'in 1872'de yaptırdığı ve kendisini at üstünde tasvir eden ilk ve tek bronz heykelini saymazsak, üç kıtada 623 yıl hüküm süren ecdadımız Osmanlı da heykele karşıydı.

Allah razı olsun.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da "heykel" diye bir arzusunun olmadığına şahidiz.

Fakat insanlık tarihi, "ölmezlik nişanesi" olarak heykele tevessül edenlerle doludur.

Kendine "ulûhiyet" addeden nice fani veya onların sevenleri, asırlar boyunca yeryüzünün muhtelif noktalarını heykellerle donattı.

Merhum şairimiz Mehmet Akif Ersoy, taştan, mermerden medet uman böylelerini;

"Mezara, heykele ait bütün bu velveleler.

Bekân için mi hakikat Meramın oysa, heder!..

Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli,