Ha Teğmen Ebru ha Avukat İclal!

Ha Teğmen Ebru ha Avukat İclal!

Zekeriya Say

2012 yılıydı

Koç Holding, 10 Kasım'la alakalı; "Olmasaydın olmazdık" adlı bir ilan yayınlamıştı.

Bu reklamdan sonra Sancaktar dergisi de gazetemiz Yeni akit'te, "Olmasaydın da olurduk" şeklinde alternatif bir ilan yayınladı.

Tabii ilan yayınlanır yayınlanmaz, malum zihniyet en iyi bildiği şeyi yapıp önce bize hakaret ettiler, sonrasında ise Sancaktar dergisi ve o dönem gazetenin "Sorumlu Yazı İşleri Müdürü" olan şahsıma, "5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Kanunu'nun, 1 ve 2'inci maddesi uyarınca "ceza davası" açtırdılar.

Duruşma günü gelip çattığında, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki mahkeme salonunun önüne avukatımdan önce gittim.

Salonun önüne geldiğimde, birkaç yaşlı Kemalist ve tıfıl bir avukat, kapının önünde bir an önce haddimi(!) bildirmek için bekliyordu.

Sonrasında duruşma saati geldi ve mübaşir bizi mahkeme salonuna davet etti.

Neyse!..

Salona geçtik ve duruşma başladı.

Hâkim, salona göz gezdirdikten sonra ilk sözü o genç avukata verdi.

O da elindeki dilekçeyi kâtibe uzatarak, davaya müdahil olmak istediğini söyledi.

Hâkimin yanında oturan savcı bey;

"Siz hangi sıfatla davaya müdahil olacaksınız" diye sordu.

Avukat da gayet mağrur bir edayla; "Atatürk'ün evladı, sıfatıyla" dedi.

Tabii ben neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, savcı bey zılgıtı patlattı:

"Atatürk'ün savcısının olduğu yerde, evladına söz düşmez!"

Aman Allah'ım!..

O anı görmeliydiniz.

Şimdilerde CHP'de koltuk kapmaya çalışan o uzun boylu avukat adeta gökkuşağı gibi renkten renge girmişti

Devamında Savcı Bey:

"Atatürk'ün kurduğu laik ve demokratik cumhuriyet" diye başladığı mütalaasını;

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 'düşünceyi açıklama özgürlüğünün; demokratik bir toplumda, her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu" söyleyerek!..

"Sadece zararsız ve kayıtsızlık içeren bilgi ve düşünceler değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsızlık verici olanlar için de gerekli olduğunu"..

"Çok seslilik, tolerans ve hoşgörü ortamının oluşması için bu tür düşüncelerin serbestçe ifade edilmesinin" gerekliliğine vurgu yaparak

"Atatürk karşıtı birtakım düşüncelerin Atatürk'ü küçültmeyeceği" sonucuna varıp, beraatımı istemişti.

Ben de o davadan kurtulmuştum.

Aradan 12 yıl geçtikten sonra benzer bir hadise ile karşı karşıyayım

Kara Harp Okulu'nda 30 Ağustos'ta gerçekleşen ve "darbe provası" olduğu gün gibi ortaya çıkan "korsan yemin" sonrası

Kendisini "Atatürk'ün kızı" olarak gören ve "cumhuriyeti korumakla" yükümlü olduğunu söyleyen Ankara 1 No'lu Barosu'na kayıtlı İclal Türkmen adlı bir avukatın şikayeti yüzünden emniyet ile savcılık arasında mekik dokuyorum

Avukat hanım, daha önce hazırladığı ve Mustafa Kemal'in, "Türkiye'de yaşayan tüm insanları din, dil, ırk cinsinden ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşit bir vatandaş haline getirdiğini" belirttiği ve daha önce defalarca kullandığı şablon bir dilekçesine

Başta darbe heveslisi teğmenler olmak üzere, içerisinde hakaret olmayan fakat malum zihniyetin hoşuna gitmeyecek ifadeler bulunan paylaşımlarımı toplayarak