"Genç subaylar"da erken tedavi şart!

19 Kasım 1918 tarihli "Minber" gazetesinde bir mülakat

Yıldırım Ordular Grubu lağv edilmiş ve Fahrî Yaver Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a dönmüştür.

Mülakatı yapan muhabir Mustafa Kemal'e, "Siyasî durum hakkındaki görüşlerini" sorar.

Muhabirin aldığı cevap ise:

"Kendimi askerî hususlardan bahsetme konusunda yetkili görüyorsam da siyasetten bahsetme hususunu ilgililere bırakmayı uygun bulurum" olur.

Ve Mustafa Kemal, Silahlı Kuvvetlerden bahsederek ilave eder:

"Tek amacı, vazifesi, düşüncesi ve hazırlığı vatanı savunmak olan bu heyet memleketin siyasetini idare edenlerin verecekleri karara göre faaliyete geçer."

Evet

Cumhuriyet'i kuran Mustafa Kemal böyle söylerken

Tek görevleri;

"Yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmak" olan ve kendilerini "Mustafa Kemal'in askerleri" olarak lanse eden vesayet heveslileri ise sürekli siyasetin merkezinde yer almaya

Atatürk adına siyasi iradeyi ortadan kaldırmaya çalıştılar.

27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştiren cuntacılar, bu kanlı ihanette, Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, cihanda sulh' prensibini bayrak edindiklerini belirttiler.

12 Mart 1971 muhtırası güya Atatürk'ün gösterdiği uygarlık seviyesine ulaşmak için yapıldı.

12 Eylül 1980 darbesi, Atatürkçülük yerine irtica ve sol ideolojiler gelecek bahanesiyle meşrulaştırılmaya çalışıldı.

28 Şubat 1997 tarihli MGK bildirisinde, siyasetten uzak durması gereken darbeciler, "Atatürk ilke ve inkılaplarına vurgu" yaptı.

27 Nisan 2007 tarihli e-Muhtırada, siyaseti siyasetçilere bırakması gereken cuntacılar, "Seçilecek cumhurbaşkanının cumhuriyete sözde değil özde bağlı olmasını" istediler.

15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişimine tevessül eden FETÖ'cü alçaklar bile "Yurtta Sulh" mottosuyla kanlı ihanete Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti korumak için kalkıştıkları yalanını Kemalist kesime yutturmaya çalıştılar.

Ağababaları her 10 yılda darbe tekrarı yaparken, onların izinden giden "genç subaylar" ise askeri üniforma giyer giymez niyet beyanında bulunmaktan çekinmedi.

"Genç subaylar rahatsız" ifadesi yıllar önce, Türk siyaset tarihine kara bir leke olarak geçti.

Türkiye, daha içtikleri su midelerine gitmeden "vesayet özlemiyle yanıp tutuştuklarını" ifşa eden ilk teğmen adaylarını ise 2007 yılında gördü.

Abdullah Gül, cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk olarak 29 Ağustos 2007'de, GATA'daki mezuniyet törenine o dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan ile katılmıştı.

Tüm davetliler ve komutanlar eşleriyle birlikte katılırken, Gül ve Erdoğan askerin davetine uyarak törene "eşsiz" gelmişti.

Birkaç ay önce 27 Nisan e-Muhtırasını kaleme alan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, kürsüye çıkarken Gül'ü selamlamadığı gibi "Sayın Cumhurbaşkanım" demek yerine, "Sayın Cumhurbaşkanı" diye hitap etmeyi uygun görmüştü.

Orgeneral İlker Başbuğ da Büyükanıt gibi davranarak, Gül'ü selamlamamıştı.

28 Şubat'ta Sincan'daki tankları yürüten komutan olarak bilinen dönemin EDOK Komutanı Org. Erdal Ceylanoğlu ise sadece Büyükanıt'ı selamlamakla yetinmişti.

GATA Komutanı Korgeneral Necati Özbahadır da "Sayın Cumhurbaşkanı" diye hitap etmişti.

Bununla yetinmeyen Özbahadır öğrencilere seslenirken vatan aşkını aşılamak yerine

"TSK hiçbir grup, hizip ya da çıkara hizmet etmez. Bütün varlığı Yüce Türk milleti içindir. TSK'nın hizmet aşkı, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla birleşmiş, ayrım yapmadan vatan ve millet sevgisi duyan Cumhuriyetin temel kanunlarına sadık olanlarla birliktedir. Hizmet anlayışınız bu olmalıdır. Bu şerefi en iyi şekilde koruyacağınıza inancımız tamdır" diyerek, sözlerine siyaset eklemişti.