Dün bir kez daha CHP'den tiksindik!
ZEKERİYA SAY
Mütedeyyin kesime yönelik zulüm fırtınasının estirildiği 90'lı yıllarda, Milli Görüş çizgisindeki belediyeler de kendilerine düşen payı alıyordu.
İsmi skandallarla anılan Nurettin Sözen, Celal Doğan, Sefa Sirmen, Gürbüz Çapan ve Gülay Aslıtürk gibi malum partilere bağlı belediye başkanlarını kimse arayıp sormazken… İçişleri Bakanlığı yetkilileri, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere RP'li ve FP'li başkanların kusurlarını araştırmak için belediyeleri didik didik inceliyorlardı. İçişleri Bakanlığı'na bağlı Mülkiye Müfettişlerinin neredeyse tamamı, sanki "kadrolu" birer personel gibi dindar başkanlarca yönetilen belediyelerde mesai yapıyordu.
Düşünün…
Mülkiye Müfettişlerinin o dönem ABB binasında kendilerine has özel odaları vardı. Üstelik bu orantısız baskının büyük bir kısmı, bizatihi Refahyol iktidarında gerçekleşiyordu.
Hükümet ortağı DYP kontenjanından İçişleri Bakanı seçilen, MGK kararlarını tıpış tıpış imzalayan, Erbakan'ın Hac'da olmasını fırsat bilerek, valilerle "laiklik zirveleri" düzenleyen ve sokaklardan sakallı- çarşaflı vatandaşları toplayan Meral Akşener...
Laikçi dayatmalar yüzünden ittifak ortağı Refah Partisi'ne ait belediyelere adeta hayatı zindan ediyordu.
Kudüs Gecesi'nde oynanan basit bir tiyatro oyununu yüzünden Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ı apar topar görevinden uzaklaştıran Akşener'in emrindeki terörle mücadele ekipleri ise Yıldız'ın evinde ve makam odasında saatlerce arama yaptı.
Aynı Akşener…
10 Kasım 1996'da yaptığı açıklamalar sebebiyle Kayseri'nin o dönemki Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin de üzerine gitti. Akşener'e bağlı Mülkiye Müfettişleri, Karatepe'yi koltuğundan etmek için belediyeyi didik didik inceledi.
Buradan bir şey çıkmayınca devreye giren "brifingli yargı" Karatepe'yi 1 yıl hapis cezasına mahkum etti.
Tabii hükümetler değişse de mütedeyyin belediye başkanlara yönelik politika değişmiyordu.
O dönem Kartal Belediye Başkanı olan Mehmet Sekmen, sırf "iki kamyonu, ücreti mukabilinde kiraladığı" gerekçesiyle dönemin İçişleri Bakanı tarafından hiç acımadan görevinden alındı.
İşte bu süreçte…
Eğer İBB'nin paralarını bavullarla götürseydi muhtemelen kahraman ilan edilecek olan Tayyip Erdoğan, sırf bir şiir okuduğu için görevden alınarak hapse mahkum edildi.
Şu sıralar kendi belediyelerine yönelik savcılık operasyonlarının "siyasi" olduğunu iddia eden CHP ve avaneleri ise tüm bu yaşanan kıyımlar karşısında;
"Siyasi hayatı bitti", "Muhtar bile olamayacak", Güle güle Tayyip" şeklindeki sözlerle, adeta sevinçten adeta zil takıp oynuyordu.
Kimse kalkıp…
RP'li ve FP'li belediye başkanlarına hayatı zehir eden dönemin İçişleri Bakanlarını, Adalet Bakanlarını protesto etmiyor…
Kürsüleri işgal edip, onlara saldırmıyordu.
Saraçhane'de toplanan vatandaşlar, İmamoğlu'nun trolleri gibi ortalığı yakıp yıkmak yerine "Hepimiz birer Tayyip'iz" şeklindeki sloganlarla demokratik tepkilerini gösterirken…
Kalabalıklara hitap eden Tayyip Erdoğan ise "Ben, yolsuzluktan ve halka hizmet etmemekten dolayı ceza almadım. Bir şiir okudum. Ama halkın vicdanında daha ilk gün aklandım. Bu şarkı burada bitmez" diyerek, yargı kararına isyan etmek yerine, hakkında verilen karara razı geliyordu. Merhum Necmettin Erbakan Hoca da verilen keyfi mahkûmiyet kararlarına rağmen tabanına şiddetten ve kaostan uzak durmayı telkin ediyordu… O dönem muhafazakârların "Cumhuriyeti esir aldığını" ima eden ve seçilmiş belediye başkanlarına kelepçe takıldığında deyim yerindeyse sevinçten göbek atan CHP'liler, şimdilerde benzeri görülmemiş bir ikiyüzlülüğe imza atıyor. Bir şiir yüzünden verilen cezayı,

21