Bize yapışmadı ama birilerine çok yakıştı!
ZEKERİYA SAY
Özellikle 1960'lı yıllarda başlayan İslami uyanış ve seksenli yıllardan sonra Müslüman siyasetçilerin sahaya inmesiyle hareket alanları daralan seküler azınlığın kaygıları, "siyasal İslam" tanımını doğurdu.
Taktiksel kullanımıyla "irtica"yı, gerçek anlamıyla "İslam"ı kendileri için asıl tehdit olarak belirleyen vesayet odakları, mürteci olarak gördükleri samimi Müslümanlara ise "siyasal İslamcı" etiketi vurarak onları kriminal tipler olarak damgaladı.
Böylece, yalnızca ibadeti ve ahireti anlatmakla kalmayan, müminlerin dünya hayatında riayet edecekleri bazı kaideler de koyan İslam dini de "siyasallaştırılmış" oldu.
Küçük çocukların Kur'an öğrenmelerine bile müsaade edilmezken, topluca namaz kılmak, parmağa yüzük takmak ve sakal bırakmak "Siyasal İslam'ın" illegal eylemleri olarak lanse edildi.
"Devletin ekonomik, siyasi ve sosyal yapısını şeriat kurallarına göre şekillendirecekler" diye "kamusal alan" sınırı çizerek, samimi Müslümanları bürokrasiden ve eğitim kurumlarından tecrit ettiler.
Ayrıca başörtüsünü doğrudan "irtica" tanımına sokamadıkları için de Allah'ın emri olan örtüyü "sıkmabaş" etiketiyle "siyasal İslam'ın simgesi" olarak yaftaladılar.
28 Şubat sürecine denk gelen günlerde yapılan "iç tehdit değerlendirmesi" ile de artık "siyasal İslam" kavramı bu ülkede 40 bin kişinin kanına giren PKK terör örgütünden daha tehlikeli olarak gösterildi.
Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Daire Başkanlığınca, 10 Haziran 1997 tarihinde 400 hakim ve savcıya verilen brifingde, "Siyasal İslam'ın" icracısı olarak gördükleri Refah-Yol hükümetinin laik cumhuriyete tehdit olduğu" vurgulanırken
Başbakanlık Konutu'nda İslami cemaat temsilcilerine verilen yemekten ise, "Türkiye Cumhuriyeti yönetimini İslami kurallara göre düzenlemek istiyorlar" sonucu çıkardılar.
Dönemin postalcı paşalarından Org. Çetin Doğan ise "Biz Müslümanlığın siyasisini istemiyoruz. Ortaçağ karanlığında uygulanan kaideleri bugüne uyarlamaya çalışırsanız beni, TSK'yı ve halkı karşınızda bulursunuz" diyerek, açıkça Kur'an'a ve sünnete göre amel eden Müslümanları görmek istemediğini dile getirdi.
"Benim kalbim temiz", "Annem başörtülü", "Ninem hacı" demekten öte cümle kuramayan bu güruh, "Siyasi olmayan İslam nedir" sorusu sorulduğunda ise apışıp kalıyordu.
"Siyasal İslam" diye bir şey olmadığını, sadece "İslam'ın kendisinin var olduğunu" bilmeyen bu zavallı çağdaş yobazlar, "rejim bekçiliği" kılıfıyla uydurdukları bu kavramla yıllardır ülkeyi oyalıyordu.
Batılı bir aklın ürünü olarak hayatımıza giren ve son dönemde popülaritesini yitiren "Siyasal İslam" kavramı, 22 yıllık AK Parti iktidarıyla artık iyice gözden düşerken, Türkiye son günlerde yeni bir kavramla tanıştı.
Temmuz 1993'deki Sivas Madımak olayları sonrası meydana çıkan ve özellikle Batı'dan aldıkları fonlarla Müslüman Anadolu Aleviliği'nin içini boşaltarak, "Alisiz Alevilik" kavramını yerleştirmeye çalışan kesim
Suriye'de Beşşar Esed döneminde işlenen katliamlara destek veren ve Baas rejiminin devrilmesinin ardından karalar bağlarken
Esed'in arkasından gözyaşı döken bu kesime yönelik "Siyasal Alevilik"

146