CHP vesilesiyle siyasette yolsuzluk, yozlaşma, kirlenme konularını konuşurken yine CHP üzerinden bir siyasi partinin nasıl arınacağına dair pratikleri beklemeye başladık. Her gün yeni tanıklar, itirafçılar, etkin-etkin olmayan pişmanlar, belgeler, bulgular, kanıtlar ortaya çıkıyor ve adeta bir siyasi partiye ur gibi sirayet eden, çürüten yolsuzluk ve yozlaşma örneklerine şahit oluyoruz...
İş bununla da kalmıyor, "kirlendik, arınmamız lazım" diyen kişiye karşı arınmada katkı sağlaması gereken aydın, entelektüel, sivil toplum örgütü, sivil siyasetçisi, kanaat önderi gibi mevkilerde bulunanlar bir acayip itirazlarda bulunuyorlar. Gariplikler bunlarla bitmiyor elbette, akla da pek çok soru geliyor...
Kirlenme anlık veya konjonktürel bir hadise midir Arınma çok mu kolaydır Sözgelimi belirli kişilerle kurumsal bağlantı kesilince arınma gerçekleşmiş olur mu
Siyaset, toplumların ortak kaderini şekillendiren etkili bir faaliyet alanıdır. Siyasetin geleni gideni, seveni, heveslisi çoktur. Bu kadar çok gelip giden, siyaset sularına dalan çıkan insan içerisinde herkesten aynı duruşu beklemek, ideallerle donanmış kişiler olarak davranmalarını beklemek, ne kadar arzulasak da mümkün değildir...
Devletin yönünü belirleyen kararlar, kamusal kaynakların dağıtımı, hak ve özgürlüklerin korunması, adaletin tesisi ve toplumsal barışın sürdürülmesi büyük ölçüde siyasal süreçler aracılığıyla gerçekleşir. Bu nedenle siyasetin niteliği, bir ülkenin ekonomik kapasitesinden hukuk düzenine, toplumsal güven ikliminden kültürel gelişmişlik düzeyine kadar pek çok alanda belirleyici sonuçlar üretir.
Keza siyaset, insanın güçle kurduğu ilişkinin en görünür sahalarından biri olduğu için yozlaşma riskini daima bünyesinde taşır. Tarih boyunca birçok devlet, kurum, kuruluş, yapı dış tehditlerden önce içeride büyüyen ahlaki aşınmalar nedeniyle zayıflamıştır. İmparatorlukların çöküşü, rejimlerin meşruiyet kaybı ve kurumların işlevsizleşmesi incelendiğinde, çoğu durumda temel sorunun askerî veya ekonomik yetersizliklerden çok kamusal erdemlerin zayıflaması olduğu görülür.
Bu bağlamda siyasette kirlenme meselesi, belirli kişilerin hukuka aykırı davranışlarından ibaret de değildir. Sorun çok daha derin bir zeminde değerlendirilmelidir. Kirlenme; hakikatin araçsallaştırıldığı, kamu yararının dar grup çıkarlarına feda edildiği, çıkar ilişkilerinin öne çıktığı bir sürecin adıdır. Arınma ise suçluların cezalandırılmasıyla sınırlı olmayan; siyasal kültürün, kurumsal yapının ve kamusal ahlakın yeniden inşasını gerektiren kapsamlı bir dönüşümdür.
Siyasal kirlenme çoğu zaman büyük kırılmalarla başlamaz. Çürüme süreci, çoğunlukla küçük tavizlerin meşrulaştırılmasıyla ilerler. Bir istisna zamanla kurala dönüşür; bir ayrıcalık teamül hâlini alır, bir etik ihlal tekrarlandıkça olağan kabul edilmeye başlanır. Böylece başlangıçta toplumun tepki gösterdiği davranışlar giderek görünmezleşir. Bu nedenle siyasal yozlaşmanın en tehlikeli biçimi etik ihlallerin normalleşmesidir. Bu noktada kirlenme kültürel bir nitelik kazanır.
Siyaset biliminin temel tespitlerinden biri, gücün denetlenmediği ölçüde yozlaşmaya eğilim göstermesidir. İnsan doğasının zaafları düşünüldüğünde, hiçbir siyasal sistem yöneticilerin sürekli erdemli davranacağı varsayımı üzerine inşa edilemez. Kalıcı siyasal düzenler, iyi niyet beklentisinden çok kurumsal denetim mekanizmalarına dayanır. Demokratik devletlerin başarısı da büyük ölçüde bu ilkeye bağlıdır. Kurumsal denge mekanizmalarının zayıfladığı sistemlerde bireysel çıkarlar hukuk normlarının önüne geçmeye başlar. Böyle bir ortamda siyasal kirlenme istisna olmaktan çıkar, sistemin işleyiş biçimine dönüşür.
Siyasal kirlenmenin en ağır sonucu ekonomik kayıplar değildir. Daha derin ve daha kalıcı zarar, kamusal güvenin aşınmasıdır. Toplumlar büyük ölçüde güven üzerine inşa edilir. Vatandaşın kurumlara, kurumların birbirine ve bireylerin kamusal düzene duyduğu güven, görünmez fakat son derece güçlü bir toplumsal sermaye üretir. Güvenin yüksek olduğu toplumlarda iş birliği kolaylaşır, hukuk kurallarına uyum artar ve demokratik katılım güçlenir. Buna karşılık güven duygusunun zedelendiği toplumlarda yurttaş ile devlet arasındaki bağ zayıflar. İnsanlar kuralların herkese eşit uygulanmadığına inandıklarında aidiyet duygusu aşınır.
Siyasal arınma konusunda en yaygın yanılgılardan biri, çözümün belirli kişilerin değişmesinde aranmasıdır. Oysa tarih, kalıcı dönüşümlerin güçlü şahsiyetlerden çok güçlü kurumlarla gerçekleştiğini göstermektedir. Kurumlar, siyasal hayatın hafızasını temsil eder. Kişiler gelir ve gider; kurumlar ise toplumsal düzenin devamlılığını sağlar. Bu nedenle hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, etkin denetim mekanizmaları, şeffaf yönetim ve hesap verebilirlik ilkeleri siyasal temizliğin temel sütunlarıdır. Kuralların kişilere göre değişmediği, makamların bireylerden daha önemli görüldüğü ve yetkinin denetime açık tutulduğu sistemler uzun vadede daha dayanıklı siyasal yapılar üretir.

11