Zihnî işgal: Türkiye'nin içeriden teslim alınma ve yok edilme süreci...

Kahramanmaraş saldırısını Türkiye'nin 'zihin işgali' projesi, laiklik ve kimlik bunalımının sonucu gören yazı, çocuğun kişilik bozukluğunu ülkenin hastalığının metaforu olarak okumaya çalışır—ama eğitim çöküşü ve ideolojik kriz birbirine karışmıştır?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okul saldırılarını Cumhuriyet'ten beri sürdürülen 'laikleşme projesi'nin ve İslâm'ın hayattan tasfiyesinin ürünü olarak görür ve bu zihinsel işgalin gençlerde kimlik karmaşası yarattığını savunur. Ancak eğitim sisteminin çöküşü ile ideolojik tarih anlatısını özdeşleştirmek, meselenin çok yönlü nedenlerini tek bir çerçeveye sıkıştırmakta—gerçekten tek başına laiklik midir, yoksa devlet-vatandaş ilişkisinin daha derin krizleri var mıdır?

Sözü eğip bükmeden açık açık söylemek gerek: Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, bu ülkedeki eğitim sisteminin iflas ettiğini gösteriyor.

Özellikle bir öğretmenimizin ve 8 masum çocuğumuzun kurban edilmesiyle sonuçlanan Kahramanmaraş'taki saldırı, ülkemizdeki eğitim sisteminin yaşadığı sorunları çok ürpertici bir şekilde de olsa ele veriyor.

Öncelikle şunu söylemek isterim: İslâm'ın bin küsûr yıl bayraktarlığını yapmış bir toplumda böylesi bir cinayetin işlenebilecek olmasını hayal bile edebilmemiz mümkün değil'di; rüyamızda görsek inanmazdık, inanamazdık: Bizde olmaz böyle bir şey, derdik. Müslümanların çeyrek asırda siyasette / iktidar siyaseti'nde gösterdikleri çok tartışmalı ama öğretici performans ve 15 Temmuz'dan sonra sürüklendiğimiz çıkmaz sokak, toplumda İslâm'ın tartışma ve hatta eleştiri konusu yapılmasına yetti.

Ak Parti, İslâm'la o kadar özdeşleştirildi ki, Ak Parti'nin yaptığı her hata İslâm'a mal edildi. "Ak Parti, İslâm'ın doğrudan temsilcisi değil ki!" şeklinde yapılan açıklamalar, ya topu taca atmaya çalışan sorumsuzca açıklamalar ya da eziklik duygusuyla yapılan savunma psikolojinin sürüklediği çıkmaz sokaklar.

TÜRKİYE'NİN DEĞİŞEN SOSYOLOJİSİ VE DAYATILAN LAİKÇİLİK DİNİ

Türkiye'nin sosyolojisi, dünyada belki de en hızlı değişim geçiren sosyoloji: Türkiye'de uygulanan ve adına modernleşme, çağdaşlaşma gibi ayartıcı isimler konularak sürdürülen laikleşme / Batılılaşma projesi Türkiye'yi dışarıdan fiilen işgal etme zahmetine katlanmak yerine, içeriden zihnen ele geçirme projesidir.

Laiklik bu toplumun boynuna vurulmuş bir prangadır. Hâlâ tartışılması bile her tür saldırıya uğramanız için kafidir bazı devşirme olduğunu bile bilemeyen zavallı devşirilmişler / zihni işgal edilmişler tarafından.

Önce şunu bileceksiniz: Türkiye, normal, kendiliğinden bir modernleşme süreci yaşamadı; modernleşme denilen şey, Osmanlı döneminde Tanzimat'la birlikte İngilizler tarafından dayatılan Osmanlı toplumunu içeriden ele geçirerek, yani zihnen işgal ederek, Osmanlı yönetiminin (=düvel-i muazzama tarafından bilfiil satın alınan paşalarının) ülkeyi tepeden monteleme yoluyla doğrudan değil dolaylı yönetmelerle adım adım İslâm'dan uzaklaştırma projesiydi.

Yumuşak (soft / dolaylı) modernleşme projesi olarak adlandırıyorum ben Osmanlı modernleşmesini.

Cumhuriyet'e geçince bu modernleşme projesi, radikal modernleşme projesine dönüşmekle kalmadı, devletin resmî ideolojisi katına yükseltildi. Türkiye, Batı'da laikliğin anavatanı Fransa, Almanya, İsveç gibi ülkelerde bile olmayan bir absürtlüğü benimsemekten çekinmedi ve laikliği din gibi benimsedi, her şeyi laikliğe göre şekillendirmeye kalkıştı ve İslâm'ı hayatın her alanından tasfiye ederek sadece camilere hapsetti: Camiler hayattan koparıldı, kiliselere dönüştürüldü, devlet, laikliği din katına yükselttiği için "dindışı laik bir din devleti" doğdu, din'i her alanda baskıladı ve hayattan dinin izlerini silmeye çalıştı.

İSLÂM'IN HER ALANDAN TASFİYE EDİLMESİ...

Hayattan dinin izlerini silme çabası, öncelikli olarak İslâm'ı camilerden uzaklaştırmak şeklinde gerçekleşti: İslâm sadece namaza kilitlendi, imamlar, "namaz kızdırma memuru" olarak görevlendirildi, maaşları devlet tarafından öndendi imamların.

İslâm'a vurulacak en darbe, hayatın merkezinde olması gereken, her şeyin etrafında döndüğü, anlam kazandığı ve hayata anlam kattığı caminin fonksiyonlarını yitirmesi, sadece namaz kılınacak ve cenaze kaldırılacak bir ölü mekân'a, ölüler mekânına (hem ölmek için gelen hem de ölenleri defnetmek için gelinen "ölülerle" anılan ve özdeşleşen bir mekâna) dönüşmesidir.

Türkiye'de İslâm'ın protestanlaştırılması projesi, devlet tarafından uygulamaya konulmuş, din hayattan kovulmuş, camilere hapsedilmiştir, camiler de -yukarıda sözünü ettiğim anlamda- ölüler evine dönüştürülmüştür.

Türkiye'de İslâm'ın hayattan uzaklaştırması bir dirençle karşılamadı mı peki

Bu pek mümkün olmadı. Çünkü Kur'ân öğretimi, din eğitimi, ezan, Türk müziği, İslâm kültürünün öğretilmesi resmen yasaklanmıştı. Düşünsenize, bu ülkede bu ülkenin öz müziğinin öğretilmesi bile 1976 yılına kadar yasaktı!